Etikete göre gösterilenler Yetişkin Psikolojik Sorunları

Bonzai bağımlılığı nedir?

Bonzai, sentetik bir uyuşturucu maddedir. İçerdiği kimyasalların neler olduğu tam olarak bilinmediğinden ve bu sebeple uzun süreli olumsuz etkilerinin neler olduğu dahi tam olarak bilinmemektedir. Bonzai bağımlısı bireyler çoğunlukla bu maddeyi hafife alırlar ve esrar (ot) kategorisine koyarlar. Bonzai bağımlılığı da tıpkı diğer madde bağımlılıkları ya da davranışsal bağımlılıklar gibi bir beyin rahatsızlığıdır. Kişi kendine zarar verdiğini farkında olsa dahi bonzai alımına devam eder. Bonzai hem beyni, hem davranışları hem de organları olumsuz yönde etkiler. Bonzai çoğunlukla ölümcül sonuçlar doğurur. Metabolizmayı tahrip eder, kalp atım hızını bir anda çok fazla arttırarak kalp krizine neden olur.

Bonzai bağımlılık yapar mı?

Bonzai uyuşturucu maddesini dünyanın en zararlı maddelerinden biri yapan özelliklerinden birisi de bağımlılık oluşturmadaki etkisidir. Bonzai bağımlılığı, tek kullanımda dahi oluşabilir. Bonzainin 7-8 aylık kullanımı sonucunda kişilerin toleransı çok fazla yükselir yani bireyler ilk kullanımdaki hissiyata ulaşmak için 20-30 kat daha fazla miktarda madde alımına ihtiyaç duyarlar. Öyle bir bağımlılıktır ki kişiler bonzai kullanmadan gün geçiremezler ve uyuşturucu öncesindeki yaşantılarını tamamen terk ederek farklı bir çevre içerisine girerler. Etraflarında yalnızca bu maddeyi onlara temin edenler ve birlikte madde aldıkları kişiler vardır. Hatta maddeyi birlikte aldığı kişiler yanlarında ölse dahi bonzai bağımlıları maddeyi bırakmazlar. Bu dozda bir kullanım beyin fonsiyonlarının durması anlamına gelir. Metabolizmayı da tahrip eden bu madde organlara da zarar verir. Bu sebeple tedavisinde kesinlikle geç kalınmaması gerekmektedir.

Bonzai neden bağımlılık yapar ?

Bonzai ve diğer uyuşturucu maddelerin hatta genel olarak bağımlılığın oluşmasının temelinde biyolojik nedenler yer alır.Bağımlılık beyinle ilgili bir rahatsızlıktır. Bonzai bağımlılığı, bir madde bağımlılığı türüdür. Alınan madde beynin ödül merkezini uyarır ve orada değişimler yaratır. Dopamin hormonunun salgılanmasına neden olur. Salgılanan bu hormon kişinin duygusal durumunu etkiler ve kişiye haz verir. Kişiler de madde kullanımında yaşanan o hormonal değişikliklerin etkisine bağımlı olurlar ve o etkiye ulaşmak için maddeye ulaşmak ister. Çoğu zaman sadece meraktan başlanan madde kullanımı istemli kullanımdan zorunlu kullanıma dönüşür.

 

 

 

Bonzai bağımlılık belirtileri nelerdir?

Bonzai bağımlısı nasıl anlaşılır? Yapılan laboratuvar testleri ile bonzai bağımlılığı anlaşılabilmektedir. Bu testler haricinde bonzai bağımlısı bireylerin ruhsal durumları ve gözlemlenebilecek fiziksel özellikleri de bize bağımlılıkları ile ilgili fikir verir. Bonzai bağımlılığı belirtileri aşağıda sıralanmıştır ;  

  • Vücut ısısı bir anda yükselir
  • Ağrı hissiyatında duyarsızlık oluşur
  • Hareketler yavaşlar
  • Yüz donuklaşır
  • Baş dönmesi yaşanır
  • Hafıza kayıpları yaşanabilir
  • Düşünce bozuklukları görülür
  • Algılarda bozulma yaşanır
  • Bilinçte kayıplar yaşanır
  • Geçici felç yaşanabilir
  • Tansiyon düşer
  • Bonzai bağımlıları komaya girebilir ya da nöbet geçirebilir.
  • Bireyler bonzai kullandıktan sonra bedenleri garip bir pozisyona gelir. Kolları ve bacakları garip bir hal alır ve uzunca bir süre hareketsiz şekilde, bilinç kapalı/yarı kapalı şekilde dururlar.
  • Görme ve işitme duyularında kayıplar ve bozulmalar yaşanır
  • Konuşma becerisinde aksamalar yaşanır
  • Panik atak yaşanır
  • Kilo kaybı yaşanır
  • Bir türlü geçmeyen büyük sivilceler oluşabilir
  • Böbreklerde sorunlar olabilir
  • Kalp çarpıntısı, nabız yükselmesi yaşanır
  • Kalp krizi yaşanabilir
  • Bulantı ve kusma görülür
  • Hareketlerde bozulmalar görülür.
  • Kas ağrıları yaşanır.
  • Oryantasyonda bozulmalar yaşanır
  • Halüsinasyonlar görülür
  • İştahta bozulmalar yaşanır
  • Aşırı terleme yaşanır

yBonzainin bilişsel ve fiziksel-biyolojik etkilerinin yanı sıra psikolojik belirtileri de vardır. Bonzai bağımlıları, yoğun bir şekilde ölüm hissini yaşarlar. (On beş dakika ile bir saat arası bir zaman bedenleri garip bir pozisyonda öylece kalırlar.) Bedenleri ile ruhlarının bağı kopmuş gibidirler. Duyumları bozulur. Bonzai kullanımı, diğer madde kullanımlarında olduğu gibi mutluluk ve çoşkunluğa değil asebiyet, ajitasyon, öfkeye neden olur. Bilişsel olarak buna eklenen algıda yaşanan bozulmalar kişilerin çevreleri için de tehlikeli hale gelmelerine neden olur. Suça eğilimleri artar. Bunlara ek olarak, duygudurum bozuklukları, depresyon, kaygı, öfke problemleri, anksiyete,dürtü bozuklukları ortaya çıkar. Kişilerin karakterlerinde içedönük özellikler ön plana çıkar.

Bonzai bağımlılığı genetik mi?

Bazı bireylerin genetik olarak bağımlılığa eğilimli oldukları bilinmektedir. Bu genlerden dolayı bağımlılıkla alakalı olan beynin ödül merkezinde değişiklikler meydana gelebilir. Bu madde bağımlılıklarında hem bağımlılığa sebep hem de kolaylaştırıcı faktör olabilir. Fakat unutulmamalıdır ki bir kişinin yalnızca yatkınlığı var diye bu kişi madde bağımlısı olmaz. Bağımlılığın davranışsal, sosyal ve biyolojik olmak üzere de nedenleri vardır. Nasıl ki genetik yatkınlığının bulunması kişinin bağımlı olacağını garanti etmezse bu nedenlerden herhangi biri de tek başına bağımlılığa neden olmaz.

Bonzai bağımlılığı nasıl bırakılır?

Bonzai bağımlılığından nasıl kurtulunur sorusunun doğru yanıtını bulmak önemlidir. Bonzai bağımlılığı giderek yaygınlaşan bir madde bağımlılığıdır ve bunun en büyük sebeplerinden birisi hem temininin kolay olması hem de ucuz olmasıdır. Kullanım yaşı gittikçe düşen bonzai gençler arasında yaygındır.“Bonzai bağımlısı nasıl tedavi edilir?” sorusunun cevabının önemi de artmaktadır çünkü ölüm oranları diğer madde bağımlılıklarıyla kıyaslandığında oldukça yüksek orandadır. Sebep olduğu bunca olumsuz etki varken bonzai bağımlılığı geçirilebilir mi ? Evet, diğer bağımlılıklar gibi bonzai bağımlılığı tedavisi de birçok farklı alandan uzmanın koordineli çalışması ve bağımlı kişinin istek ve iradesi ile kurtulması mümkün bir madde bağımlılığıdır. Bonzai bağımlılığı tedavisi, kademeli şekilde gerçekleştirilir. İlk aşama kişinin bunu bırakmayı gerçekten istemesi, ailesinin ona destek olması ve harekete geçilmesidir.Kişi bir psikiyatriste gitmelidir, gerekli olduğu taktirde hastanede\merkezde yatılı tedavi olmalıdır. Bireylerin zarar gören organlarının tedavisi içinde bir doktordan yardım alınmalıdır. Kişiler madde kullandıkları ortamdan, kişilerden ve çevreden uzaklaşmalıdır. Gerekirse telefon numarasını değiştirmelidir. İkinci aşamada vücuttan maddenin atıldığı dönemdir. Bu aşamada kişi maddeyi alamadığı için yoksunluk krizleri yaşar. Son aşamada ise bir ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır. Bağımlılık durumlarında bilişsel terapi,bilişsel-davranışçı terapi ve kabul ve kararlılık terapilerine başvurulur. Tıbbi tedavi tamamlandıktan sonraki ilk üç ay içerisinde kişiler düzenli şekilde ilaçlarına ve terapilerine devam ederler.Bu ilk üç aylık periyoda balayı dönemi denir. Bu iyiye giden süreç bonzai bağımlılarında artık kurtulduğu, psikoloğa gitmeye gerek olmadığı düşüncelerinin oluşmasına yol açar. İşte bu dönem çok kritiktir. Üç ay ile altı ay arası yeniden maddeye başlanabilir bu yüzden düzenli takip önemlidir. Bonzai bağımlılığı tedavi edilmezse ölümcül sonuçlar doğurur. Kişiler kalp krizinden ölebilirler. Beynin tüm fonksiyonları durduğu için ölümler gerçekleşebilir. Bonzai bağımlılığı tedavisinde ilaç kullanımı; gerçekleştirilen tedavi sürecine psikiyatrist kontrolünde ilaçlar da dahil edilir. Bu ilaçlara mutlaka bir uzmanın kontrolü ile başlanıp yine uzman kontrolünde kullanımı bırakılmalıdır.

Siber zorbalık teknolojik unsurlar ile bir başka kişiye zarar verme eylemi olarak tanımlanır. Bir başka deyişle şiddet eyleminin fiziksel olmayan, siber alemde yaşanan türüdür. Bu şiddet türü karşıdaki kişiyi taciz etme, olumsuz davranışlara zorlama, iftira atma veya özgüvenini kırma şeklinde karşımıza çıkar. Bireye dolaylı yoldan fiziksel zarar vermekle beraber, kişide ciddi noktalara ulaşan psikolojik sorunlar yaratabilir.

 SİBER ZORBALIK NEDİR, NEDEN YAPILIR 

Siber zorbaların yaptıkları faaliyetler genel olarak kişiye virüslü mail atma, mesaj yolu ile tehdit ve hakaret, internet ağına düşen özel fotolarıyla tehdit etme, hakaret etme, cinsel içerikli fotoğraflar gönderme gibi pek çok farklı olumsuz davranıştan oluşur.

İnternet dünyasının sınırları olmadığı için sanal zorba, eylemlerini aynı anda pek çok kişiye uygulayabilir ve bu durum, zorbanın kontrol altına alınıp siber zorbalık faaliyetlerinin önüne geçilmesi olasılığını oldukça düşürür. Ancak siber zorbalık yüz yüze zorbalıkla birlikte görülebilir ve bu durumda geride mutlaka iz bırakır.

Siber dünya, kimliklerin başkalaştığı, gerçek dünyadan bilgilerin yer almadığı bir ortamdır. Bu sebeple zorbanın kimliğinin deşifre olmayacağını bilmesi, yerinin bulunamayacağını düşünmesi, kendisini sihir gösterisinde kaybedilen bir insan gibi görmesi, çevrimdışı yaşamında açığa çıkarmadığı birtakım özelliklerini sanal alemde göstermesine sebep olabilir.

Siber zorbalik

Gerçek yaşamında herkesin sevgilisi haline gelmiş, harika bir insan profili çizmiş bazı kişiler de siber zorba olabilmektedir. Kendilerini nickname (lakap) ile kamufle eden bu insanlar eylemlerini kimse onları fark etmeden yapma cesaretini bulurlar. Bilinen “Zorbalık” eyleminin aksine, siber zorbalık için fiziksel güç veya yüz yüze iletişime gerek yoktur. İnternet bağlantısına sahip herhangi bir cihazı kullanan herkes siber zorbalık eylemi gerçekleştirebilir. Zorbalar, çocuklar ve gençlerin yakın arkadaş çevresinden olabileceği gibi anonim de olabilirler.

Sanal zorbalar, zorbalık uyguladıkları kişiyi tanımayabilir ama çoğu kez zorbalar kurbanlarının yakınında olan kişiler olabilir. Akranına siber ortamdan şiddet uygulayan zorbanın bazen kurbanının eski sevgilisi, bazen hazzetmediği bir arkadaşı olabileceği unutulmamalıdır. Kendisinden hazzetmediği bir kişiye duyduğu nefret veya kıskançlık, ona zarar verme isteğini açığa çıkarabilmekte ve siber zorba bu kişiyi rahatsız etme yoluna gidebilir. Zorba, istediğini alana değin kurbanını rahatsız eder, belki fotoğraflarını yayınlar, belki de yaptığı paylaşımlarla kişiyi sosyal medyada zor bir duruma sokabilir. Bir yerde kendini tatmin edince bu davranışına son vermektedir.

SİBER ZORBALIĞIN EN ÇOK UYGULANDIĞI MECRALAR

Siber zorbalığın en yoğun görüldüğü yerler Facebook, İnstagram, Snapchat ve Twitter gibi sosyal medya uygulamalarıdır. Eğer biri size bu tarz uygulamalar üzerinden aldığı rahatsız edici mesajlar veya fotoğraflar gösterirse siber zorbalığa uğradığını anlayabilirsiniz. Bu durumda ise zorbalığa uğrayan kişi o şahsı ilk olarak tüm hesaplarından engellemelidir. Daha sonra zorbalığa dair kanıtları elinde bulundurarak polise ihbar etmelidir.

SİBER ZORBALIĞIN HUKUKİ BOYUTU

Siber zorbalık faaliyetlerinde bulunan kişiler 18 yaş üstündeyse çok ciddi bir hukuki süreç onları beklemektedir. Örneğin kişi Facebook’ta küfürlü mesaj aldı. Facebook’tan küfür etmek suç mu diye sorabilirsiniz. Facebook’ta küfür edenleri şikayet ettiğiniz takdirde Facebook’tan küfür etmenin cezası 6 aydan 4 yıla kadar değişebilmektedir.

Bilişim suçları kanununa göre mesajla küfür etmenin cezası ve siber zorbalık cezası mahkemelerce kasten öldürme, cinsel istismar, intihara yönlendirme, kişilerin huzurunu bozma, haberleşmenin gizliliğini ihlal, özel hayatın gizliliğini ihlal gibi suçların birleştirilmesiyle verilir. Ayrıca bu suçlar bilişim suçları kapsamında değerlendirilir. Mesajla yolu ile tehditin cezası da 2 ile 5 yıl arasında değişmektedir. Birey İnstagram tehditleri alıyorsa uygulamanın internet sitesinde İnstagram tehdit formu doldurarak kurumu haberdar edebilir.

hacker

SİBER ZORBA PROFİLİ NEDİR?

Siber zorbalık örnekleri sergileyen kişilerin büyük özgüven eksikliği, düşük benlik saygısı, sosyal kaygısı, aile içi huzursuzlukları olabileceği düşünülebilir. Siber zorba olan kişilerin birçoğu da daha önce zorbalığa maruz kalmış kişilerdir. Zorbalıktan etkilenen ve kendini güçsüz hisseden bir birey güçlü olduğunu kanıtlamak adına başkasına zorbalık yapıp ona karşı güçlü olduğunu düşünür.

SİBER ZORBALIĞIN YOL AÇTIĞI SONUÇLAR VE PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Bu döngü içerisinde en büyük zararı alacak olan elbette ki zorbalık mağdurudur. İşin fiziksel etkisi çok öne çıkmasa da psikolojik etkisi yadsınamayacak kadar önemlidir. Zorbalığa maruz kalan kişiler bu durumdan korkmaya ve kaçma yolu aramaya başlamaktadır. Gerçek dünyada şiddetle karşılaştığında kendisine bunu yapanı görmektedir fakat siber ortamda kimin yaptığını görmediği için tehlikeden daha çok tedirgin olmakta, çoğu zaman bu endişe durumu kaçması kurtulması için onu da bir siber zorbaya dönüştürebilmektedir.

Bireylerin siber zorbaya dönüşmesi hayatları için dezavantajlı bir durum oluşturduğundan çözüm yolu aramak kaçınılmaz hale gelmektedir. Zorbalık siber ortamda olduğunda birey kendini evinde bile saldırı altında hissedebilir. Siber zorbalığın ruhsal, duygusal ve fiziksel sonuçları olabilir. Bunlar kızgınlık, mahcubiyet, aptal yerine konma hissi, öfke, utanç hissi ya da sevilen şeylere karşı ilgi kaybı, yorgunluk (uyuyamama) ya da karın ağrısı ve baş ağrısı gibi semptomlar yaşamak olabilir.

Komik duruma düşme korkusu veya kimsenin anlamayacağı düşüncesi bireyin yaşadığı zorbalığı etrafındaki insanlara anlatmasını zorlaştırabilir. Bazı uç örneklerde ise siber zorbalık mağdurlarının kendi hayatlarını sonlandırdığı görülmüştür.

SİBER ZORBALIK İÇİN AİLELERE ÖNERİLER

Siber zorbalıktan en ağır şekilde etkilenen kişiler ergenlerdir. Ergenlerin gelişimsel özellikleri dikkate alındığında bu şiddet türü ile karşılaşmalarının bilişsel, sosyal ve ruhsal gelişimlerine doğrudan etki edeceği söylenebilir. Örneğin çocuğunuz Facebook’tan küfürlü mesaj alabilir, İnstagram’dan küfürlü mesaj alabilir ve bu durumda çocukların siber zorbalıktan korunması için ebeveynlere bazı görevler düşmektedir.

  • Çocuğunuza teknolojiyi kullanmaları konusunda kurallar koyun.
  • Çocuklara hangi sitelere girebilecekleri hangilerine giremeyecekleri anlatın.
  • Çocuklarınıza sosyal medya hesaplarının şifrelerini kimseyle paylaşmamalarını söyleyin. Siber zorbalık olaylarının bazıları sosyal medya şifrelerinin paylaşımı nedeniyle olmaktadır.
  • Çocuklarınızı sosyal medyada tanımadıkları kişilerden gelen mesajlara cevap vermemesi konusunda uyarın.
  • Sosyal medyada yapacağı paylaşımların kimler tarafından görülebileceğine dikkat etmesi ve buna yönelik paylaşımlar yapması konusunda çocuğunuzu uyarın.
  • Sosyal medyada çocuğunuz bir zorbalık durumuyla karşı karşıya kaldığında şikâyet yolları gibi konular hakkında bilgi alabilirsiniz.

SİBER ZORBALIK MAĞDURU ÇOCUKTAKİ BELİRTİLER NELERDİR?

  • Teknolojik cihazları kullandıktan sonra öfkelenmek
  • Dijital yaşamı hakkında aşırı korumacı davranışlar
  • Aile üyelerinden, arkadaşlarından ve bu kişilerle yapılan etkinliklerden uzaklaşmak
  • Derslerdeki performansının ve akademik başarısının düşmesi
  • Evde sürekli olarak agresif, öfkeli ve tedirgin davranışlar sergilemek
  • Uyku düzeninde veya ruhsal durumundaki bozulmalar
  • Teknolojik aletleri (telefon, bilgisayar vb.) kullanmaktan kaçınmak veya bırakmaya çalışmak
  • Beklenmedik anlarda gelen maillerden veya mesajlardan sonra gergin bir hal almak

Eğer bu belirtileri çocuğunuzda görüyorsanız onu suçlamadan yanında olduğunuzu belli ederek onunla konuşmaya ve durumu öğrenmeye çalışın. Eğer çocuğunuz gerçekten siber zorbalığa uğramışsa bu konuda emniyetin siber suçlar bölümüne yada buraya tıklayarak şikâyette bulunabilirsiniz.

Siber zorba kurbanıysanız yada çocuğunuz bunu belirtilerini gösteriyorsa psikolojik destek için bize iletişim sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Hipnoz ve Hipnozla İlgili Merak Edilen Her Şey

Hipnozun tam olarak ne olduğu, nerden geldiği ve nasıl yapıldığı insanlar tarafından merak ediliyor. Hipnoz, fiziksel olarak bir uyku gibi görünse de zihin uyanıktır yani yapay uyku ya da uyku-uyanıklık hali arasındaki durumdur. Farkındalık artar ve dikkat tek bir şey üzerinde toplanır. Duygu, düşünce ve davranışta değişim yaratan bir yöntemdir. Batıda hipnoz hemen hemen her sorunun tedavisinde kullanılırken Türkiye’de kullanımı 2001 yılından itibaren hız kazanmıştır. Ülkemizde hipnoz konusunda ön yargıların olması, hipnozun bir tedavi şekli olarak kullanılmasını güçleştirmektedir. Bu yazımızda hipnoz ile ilgili tüm bilinmesi gerekenleri açıklayarak insanları doğru bilgilendirmeyi ve hipnozun kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlamaktayız.

Hipnozla İlgili Yanlış Bilinen Gerçekler

Hipnoz insanlar tarafından pek bilinmeyen bir konudur ve insanlar genellikle bilmediği şeylerden korkarlar. Öncelikle hipnoz ile ilgili aydınlatılması gereken yanlış inançları ele alalım. İnsanlar internetten araştırma yapmaya kalktığında pek çok asılsız, kulaktan dolma bilgilerle karşılaşabilirler ve korkabilirler. Hipnoz hakkında bilgi azlığından da kaynaklanan olumsuz düşünceler oldukça yaygındır. Filmlerde gösterilen hipnoz sahneleri de bu tutumu desteklemektedir. Bu alanda uzman olan bizlerin hipnoz hakkındaki gerçekleri size aktarması bu nedenle önemlidir. İşte yanlış bilinen, sıklıkla sorulan sorular ve gerçekleri;

Hipnozda konuşulanları hatırlar mıyım? Hipnozda bilin yerinde olduğu için konuşulanlar hatırlanır.

Hipnoz bir uyku mudur? Hipnoz esnasında kişinin bilinci yerindedir ve tam olarak bir uyku olarak tanımlanmamaktadır.

Hipnozda mahremiyetim ortaya dökülür mü? Hipnoz kişinin mahremiyetini ortaya döken bir çalışma değildir.

yHipnoz yapan kişiler büyücü müdür? Hipnozda terapist bir büyücü vs. değil, yol gösterici bir rehberdir.

Hipnozda kendimi kaybeder miyim? Hipnoz asla kendini kaybetme hali değildir.

Sağlığıma herhangi bir zararı olacak mı? Hipnozun sağlığa herhangi bir zararı veya yan etkisi yoktur.

Hipnozla tedavi etkili olur mu? Hipnozla elde edilen sonuç etkili ve kalıcıdır.

Hipnoz olmayı kontrol edebilir miyim? Hipnoz kişi istemediği ve izin vermediği sürece oluşmaz.

Hipnoz sırasında ayıp şeyler yapar mıyım? Hipnoz esnasında iradeniz dışında bir şeyler yapmazsınız.

Sadece zihnim güçsüzse mi hipnoz olabilirim? Hipnoz olmanın zihnin güçsüzlüğüyle bir ilgisi yoktur.

Hipnozda kendimi kontrol edebilecek miyim? Hipnoz, kişinin otokontrolünü güçlendirir.

Ya hipnozdan uyanamazsam? Hipnozdan uyanamama gibi bir durum söz konusu olamaz.

Hipnoz esnasında söylemek istemediğim şeyleri söyler miyim? Hipnoz sırasında her şeyin farkındasınızdır ve söylemek istemediğiniz şeyleri söylemeyebilirsiniz.

hipnoz nedir

Bir Tedavi Yöntemi Olarak Hipnoz: Hipnoterapi

Temeli hipnoza dayanan, hipnoz olan kişinin konsantrasyon durumundan yararlanılarak bilinç ve bilinçdışına yönelik uygulanan destekleyici bir tedavi yöntemidir. Gün içerisinde farkına varmadan bile hipnoz etkisi yaşayabiliriz. Bir film izlerken, reklam seyrederken veya yolculuk esnasında hipnotik bir etki yaşayabiliriz. Hipnoterapi ise hipnoz etkisini temel alan psikologlar veya tıp doktorları tarafından yapılan terapi şeklidir. Birçok problemde diğer terapilere göre daha etkili ve kalıcı olabilmektedir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda kullanılmaktadır.

Hipnoz Tam Olarak Nasıl Gerçekleşiyor?

Hipnozun birçok yapılış şekli vardır. En bilineni danışanın sürekli sallanan bir nesneye bakması dikkatini bu nesneye vermesidir. Bu sayede bireyde bir gevşeme ve rahatlama olur. Hipnoterapistin etkileyici bir sesle konuşması da hipnoz sürecinde önemlidir. Hipnoz, ayakta, oturarak veya uzanarak yaptırılabilir. Tabi ki ilk tercih kişinin uzanması yönündedir. Hipnoterapinin tam olarak kaç seans süreceği probleme ve bireyin ihtiyacına göre farklılık gösterebilir. Genel olarak hipnoterapi 3 aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamalar transa girme, telkin verme ve transtan çıkma olarak sıralanabilir.

Transa Girme: Kişi çevresinde olanları algılayabilir ve analiz edebilir.

Hipnotik Telkin: Bireye komut verilerek sorunlarını yenmesinde motive etmektir. Olumlu mesajlar içerir ve dikkatin toplandığı anda verilir.

Transtan Çıkma: Hipnozun sonlandırılması aşamasıdır.

Hipnozun Çeşitleri Nelerdir?

Hipnozun heterohipnoz, otohipnoz, özel hipnoz halleri ve hipnoza benzeyen durumlar ve ilaçla hipnoz olmak üzere 4 çeşidi vardır.

Heterohipnoz: Bir grubun uygun şartlarda belli bir hipnoterapist tarafından hipnotize edilmesidir.

Otohipnoz: Kişinin herhangi bir hipnoterapist olmadan kendini kendini hipnoz edebilmesidir.

Özel Hipnoz Halleri ve Hipnoza Benzeyen Durumlar: Işık, ses, görüntü gibi uyaranların sürekli tekrarı insanları hipnotize edebilir. Yol veya direksiyon başındayken, televizyon izlerken sıklıkla hipnoza benzer durumlar yaşayabiliriz.

İlaçla Hipnoz: Hipnoza dirençli olan bireylerde kullanılır. Amaç bireyi telkine daha yatkın hale getirmek, direnci ortadan kaldırmaktır.

Hipnoterapi Bana Hangi Konularda Fayda Sağlayabilir?

Hipnoz ve hipnoterapi; panik atak, depresyon, bipolar bozukluk, obsesyon, uykusuzluk, sigara bırakma, kilo verme, öfke kontrolü, anksiyete kaygı bozuklukları, obezite, uyku bozuklukları, cinsel problemler, beslenme bozuklukları (anoreksiya nevroza, bulimia nevroza), takıntılar, tik bozuklukları, ağrı, kekemelik, çocuklarda tırnak yeme, parmak emme, idrar kaçırma gibi problemler, sigara, alkol, kumar, madde bağımlılıkları, fobiler, travmalar, sınav stresi, dikkat sorunları, ders çalışma isteksizliği, yorgunluk ve stres, karşı cinsle ilişkilerde sorunlar, özgüven eksikliği, topluluk önünde konuşamama, kendini kontrol edememe gibi birçok konularda destek ve etkili bir tedavi yöntemi kullanılmaktadır.

Hipnoz Kimlere Uygulanabilir?

Hipnoz her psikolojik rahatsızlıkta etkili olmayabilir. Burada önemli olan Hipnoterapistin bu işi isteyerek yapması ve danışanın hipnoterapiye katılma motivasyonunun olmasıdır. Hipnozun kullanılamayacağı belirli bir yaş grubu veya özel durum yoktur. Motivasyonu olan ve tedaviyi isteyerek kabul eden danışanlarda daha olumlu sonuçlar vermektedir. Herkese uygulanabilir sadece insanların hipnoza yatkınlık dereceleri farklıdır. Çocuklar genel olarak hipnoz olabilmeye çok yatkındır.

Hipnoza Hazırlık Süreci Nasıl Olmalıdır?

Öncelikle hipnoterapi yapılacak ortamda ses, ışık, ısı gibi uyaranlar en uygun şekilde düzenlenmelidir. Dışarıdan gelebilecek gürültüler en aza indirilmelidir. Ortamın hafif loş olması ve görsel uyaranların az olması hipnozun başarılı olmasına katkı sağlayacaktır. Danışan ile ilgili ise hipnoterapi başlamadan danışanın hipnoz ile ilgili düşünceleri, motivasyonu, önceki hipnoz deneyimleri, korkusunun olup olmadığı öğrenilmelidir. Hipnoz öncesi danışanla bir görüşme yaparak doğru bilgiler verilmeli, danışanın korkuları azaltılmalıdır. Hipnoz sırasında danışanın tüm dikkati hipnoza verilmelidir. Hipnozun oluşmasında 3 temel unsur vardır. Bunlar gönüllülük, hayal gücü ve konsantrasyondur. Gönülsüz, motivasyonu düşük ve hayal gücü geniş olmayan bireylere hipnoz etki etmeyebilir.

Hipnozun Geçmiş ve Gelecekle Bir İlgisi Var Mıdır?

Hipnoz sırasında geçmiş anıları hatırlamak mümkündür. Ki bu uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Fakat geçmişe gitmek, geleceğe gitmek gibi durumlar söz konusu olmaz. Bunlar tamamen bu alanda uzman olmayan kişilerin uydurmalarıdır.

Hipnozun Bireye Etkisi Nedir, Tehlikeleri Var Mıdır?

Hipnoz, ülkemizde her ne kadar esrarengiz bir olaymış gibi karşılansa da aslında öyle değildir. Tıp doktorlarının, psikogların veya gerekli eğitimi almış hipnoz konusunda yetkili kişilerin birçok psikolojik rahatsızlıkta tedavi olarak kullandığı bir araçtır. Güvenilir kişiler tarafından kullanıldığında da hipnoz uygulanan kişiye hiçbir zararı yoktur. Ki uzmanlar tarafından da her durumda uygulanmaz. Danışanın özelliklerine , yaşadığı soruna bakılarak bir yol izlenir. En basit bir örnekle mutfak araç gereçlerinin bile kötüye kullanımda insana zararı olabilir. Burada önemli olan hipnoterapistin güvenilir ve etik ilkelere hakim olmasıdır.

Hipnoz ve Hipnoterapi Kimler Tarafından Uygulanır?

Artık hipnoz tıbbi bir araç olarak kabul edilip şov amaçlı kullanımı yasaklanmıştır. Hipnozu yapma yetkisi ise tedavi amaçlı hipnoz ve hipnoterapi eğitimi almış doktorlar, diş hekimleri ve klinik psikologlara aittir. Bunun dışında kendisini hipnoterapist veya hipnoz yapabilecek kişi olarak tanıtanlara itibar edilmemelidir.

Hipnozla Sigarayı Bırakabilir miyim?

Sigara nüfusun pek çoğunu hem fizyolojik hem maddi yönden kötü etkileyen bağımlılıklardan biridir. Çevremizde sigarayı bırakmak isteyen, bırakmayı deneyip bırakamamış veya bıraktıktan sonra geri başlayan pek çok insan görmek mümkün. Sigara bağımlılığı ile mücadele eden kuruluşlar da mevcut. Peki neden sigarayı bırakmak bu kadar zor? Sigaranın fizyolojik bir bağımlılık etkisi yapmasının yanında daha çok psikolojik bir bağımlılık söz konusudur. Herkes sigaraya kendince farklı anlamlar yükleyebilir. Hipnoz, sigarayı bırakma konusunda en etkili tedavi araçlarından biridir. Hatta diğer tedavi yöntemleriyle karşılaştırıldığında en yüksek başarı oranı hipnoterapi sayesinde elde ediliyor. Hipnoz kullanılarak kişinin bilinçdışına inilir ve motivasyonun da destekleyici etkisiyle kişiye uygun telkinler verilir. Bireyin ihtiyacı kadar verilen seanslar sonrasında büyük oranla insanlar sigarayı bırakmaktadırlar. Hipnoz sayesinde insanların sigaraya bakış açısı değişerek sigarayı bırakmaları kolaylaşıyor. Ayrıca sigarayı bırakma sonrası kilo alma durumu da hipnoz kullanılarak kontrol altına alınabilir. Etkili bir sigara bırakma süreci için sigarayı bırakmaya kesin karar vermiş olmanız gerekir. Genel olarak hipnoterapi istenmeyen alışkanlıkların tedavisinde oldukça başarılı bir terapi şeklidir.

Hipnozdan Nasıl Çıkılır ve Hipnoz Sonrası Ne Hissedilir?

Bir uzman tarafından hipnotize ediliyorsanız uzman terapi sonunda hipnozdan çıkma telkini verdiği zaman hipnozdan çıkarsınız. Hipnoza benzer durumlar yaşıyorsanız da zaten konsantrasyonunuz çok fazla olmadığından dikkat dağıtıcı herhangi bir durumda hipnozdan kurtulabilirsiniz. Hipnozdan çıktıktan sonra da baş ağrısı, baş dönmesi gibi etkilerle karşılaşmazsınız. Ki hipnoz yan etkileri olan bir yöntem değildir. Aksine ağrıların tedavisinde de kullanılır ve oldukça yararlıdır.

Hipnoz Yaptıranların Yorumları

Hipnoz konusunda yeterli araştırmayı yaptım, bilgim var ama hala tereddüt ediyorum diyorsanız daha önce hipnoz yaptırmış danışanların yorumlarını okuyabilir, aklınızda kalan her soruyu buradan bulabilirsiniz.

Eğer siz de hipnoz yaptırmak istiyorum, hipnozla tedavi olmak istiyorum diyorsanız bize başvurabilirsiniz.

İzmir Hipnozla Tedavi

İzmir hipnoterapi konusunda oldukça gelişmiş bir sehrimizdir. İzmir’de hipnoterapist bulmak da bu nedenle kolaydır. Fakat önemli olan güvenilir ve ilgili eğitimi almış profosyonel uzman bulabilmektir. Hipnoz konusunda yetkili uzmanlarımızın bulunduğu İzmir Psikolog merkezimiz mevcuttur. Uygun problemlere danışanlarla iş birliği içerisinde hipnozla tedavi yöntemi kullanılmaktadır. Özellikle hipnozla sigara bırakma yöntemi danışanlar tarafından oldukça tercih edilmektedir ve iyi sonuçlar elde edilmektedir. İzmir hipnoterapi yöntemiyle sigara dışında daha birçok psikolojik sorunlarınıza etkili ve kalıcı bir çözüm bulabilirsiniz. İzmir hipnozla tedavinin esas amacı sizin problemi çözme konusunda motivasyonunuzu artırarak her şeyin üstesinden gelebileceğinizi anlatmaktır. Ayrıca pek çok problemde diğer psikoterapi türlerine göre daha kalıcı etkiler yapmaktadır. İzmir hipnoterapi uzmanlarımız olarak size, siz kararlı ve motive olduğunuz sürece en etkili şekilde hizmet vermekteyiz. Ayrıca kararsız veya bu konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip değilseniz İzmir Psikolog merkezimize gelerek Izmir hipnoterapi uygulayan uzmanlarımızdan bilgi alabilirsiniz.

Pazar, 04 Ekim 2020 19:32

İzmir Panik Atak Terapisi Merkezi

İzmir Panik Atak Çözümü 

İzmir panik atak tedavisi için profesyonel hizmet veren bir kuruluşuz. Son zamanlarda medyada da gündeme gelmesi ile popülerlik kazanan panik atak nedir? İzmir panik atak tedavisi almak için en doğru merkez ve psikolog nasıl bulunur? Panik atak, panik bozukluk nasıl anlaşılır ve kimlerde görülür? Tüm bu soruların cevabına değineceğiz. Aklınıza takılan sorularınızı Buraya tıklayarak bize iletebilir, yazımızı okumaya devam edebilir ya da İzmir’de panik atak ve panik bozukluk konusunda hizmet veren İzmir Panik Atak Çözüm Merkezlerimize gelerek aklınızdaki soruları sorabilir ve destek alabilirsiniz.

Panik Bozukluk Nedir?  

panik atak izmir 300x251Panik, “aniden gelen güçlü bir korku ve aniden içi kaplayan engellenemez dehşet verici duygu” anlamına gelmektedir. Panik, korku ve endişe her bireyin hayatlarının herhangi bir döneminde karşılaşabilecekleri bir duygudur. Panik atak ise gerçek bir tehlike veya gerçekleşmiş bir tehlike olmamasına rağmen şiddetli fiziksel belirtilerle kendini gösteren yoğun korku atağıdır. Genellikle 5-10 dakika gibi kısa sürelidir ve ataklar halinde yaşanır. Bu ataklar her gün sıklıkla yaşanmaya başladıysa buna “panik bozukluk” denmektedir.

İzmir panik atak rahatsızlığı yapısı gereği bireylerde fobi oluşmasına yol açabilir. Bir çeşit anksiyete bozukluğu diyebiliriz kişilerde tekrarlama olasılığı yaşanabileceği için kişilerin davranışlarında ve düşüncelerinde değişiklikler yaşanmaktadır. Kişi sürekli acaba tekrar yaşayacak mıyım ya da ne zaman ve nerede başına geleceğini bilemediği için sürekli endişe ve korku içinde olabilmektedir. Nitekim izmir ve ilçelerinden bize gelen danışanlarımızın çoğunda bunu tespit ettik. İzmir Panik atak psikologları listesi için tıklayın.

Panik atak ilaçsız bir şekilde, emdr terapisi ve bilişsel davranışçı terapi ile bir daha nüksetmeyecek şekilde kurtulabilirsiniz. Şu ana kadar Ege Pozitif Psikoloji kurumuna gelen tüm panik atak danışanları bir daha hiç panik atak yaşamadı, Ege Pozitif Psikoloji bu konuda %100 başarı elde etmektedir.

 


İzmir En İyi Panik Atak Terapisti ve Psikolog Uzmanları



Ege Pozitif Psikoloji Merkezi, Randevu ve Bilgi

Sabit Telefon: 0 232 381 28 32 | Ofis GSM: 0 538 442 93 88

Whatsapp İletişim Hattımız İçin Tıklayınız  



Panik Atak Nedir?

Panik atak / bozukluk, günümüzde sıkça görülen bir psikolojik rahatsızlıktır. Kişi beklemediği bir an ve hiçbir sorun sıkıntısı yokken aniden ortaya çıkan bir sorundur. Kişiler; kalp çarpıntısı, göğüste ağrı, çıldırma hissi, ya da baş dönmesi ile belirti gösterir. En sık şikayetler ise; terleme, titreme, bulantı, daralma, çarpıntı, bulantı, diş gıcırdatması ,bedenin çeşitli yerlerinde uyuşma bedensel şikayetlerinin yanında düşünsel olarak; kötü bir şey olacak, delireceğim, ya yine olursa, yoruldum, başıma bir şey gelecek, güvende değilim, hastayım, öleceğim vb. düşünceler geçer aklından. Hastalar genelde ne zaman panik atak geçireceklerini bilmediklerinden sosyal hayatlarında sürekli bir kaygı, endişe ve ya yine olursa (beklenti anksiyetesi) içerisinde yaşar. Gerçek bir tedavi için psikolojik destek almak asıl çözümdür. Fakat o noktaya gelebilmek için önce kendi kendine semptomları bilmek ve yardım ipuçlarını anlamak gereklidir.

Panik Atakta Korku ve Kaygının Beden Belirtileri

Kişi, günlük yaşantısında hiçbir neden ya da tehlike belirtisi yokken, nefes alamama, sanki nefesi yetmiyor hissi, kalp çarpıntısı, göğüste daralma, kolda uyuşma, kaslarda gerilme, terleme, titreme, ateş basması, midede sıkışma, kontrolü kaybedip delirme ve çıldırma korkusu ile fenalaşıp panik atak yaşayabilir. Her an kötü bir şey olacakmışcasına beliren yoğun kaygı ve korku hali ile; kalp krizi geçirme hissi, boğulma vb. ile sanki ölümün habercisi olarak algılanabilmektedir. Bir çok bedensel ve düşünsel belirti ile ortaya çıkan yoğun korku durumu panik atak olarak isimlendirilir. Panik atak aslında beden de var olan koruma sistemini tehlike var zannedip sistemin yanlış bir tetikleyici ile komple alarma geçmesidir. İnsanlar bir panik atak saldırısını tarif ettiklerinde sık sık şöyle tarifte bulunurlar: "Kalp krizi geçiriyormuşum gibi hissettim ve nefes alamıyordum . " Ancak herkes panik atak anlarında farklı semptomlar da yaşayabilmektedir. Panik atakların çoğu 30 dakikadan az sürer - ortalama 10-15 dakika kadar sürmektedir - ancak bazı semptomlar çok daha uzun sürebilir. Bu süre zarfında, atak geçene kadar kişi bulunulan ortam ve zamandan kaçma ihtiyacı duyar.

Ortalama bir panik atak süresi bu rahatsızlığı olmayan bir kişi için uzun bir süre gibi görünmese de, atak geçiren kişi için tam anlamıyla sonsuzmuş gibi hissettirir.

Panik Atak Geçirdim, Panik Bozukluk Rahatsızlığına mı Sahibim?

Hayır. Her panik atak geçiren kişi de panik bozukluk olacak diye bir gerekçe yoktur. Hatta çoğu birey hayatında bir ya da iki kez panik atak geçirebilmektedir. Bir üniversitenin araştırmalarına göre görüşülen kişilerin %23’ü panik atak yaşanmış olduğunu belirtmiştir. %3 ise panik bozukluğa sahip kişilerdir. Bu bağlamda Panik atak ve panik bozukluğun tanımını yapacak olursak, panik atak, bir an boyunca yaşanan korku nöbeti olarak tanımlanırken, panik bozukluk ise bu atakların tekrarlaması halidir.  Panik atak tek başına yaşanan bir rahatsızlık değildir. Tek bir atak ya da seyrek ataklar, depresyonun bir parçası olabilir veya sosyal fobi durumunda kişi korktuğu bir olay ile karşılaştığında, bunları yaşayabilir çünkü atak, heyecan durumunun abartılı yaşanmasıdır. Bu yüzden tanıyı psikiyatri uzmanın koyması gereklidir.

İzmir Panik atak nöbeti geçiren kişilerin yaşadıkları anları örnekle açıklayacak olursak;

‘Ne zaman yaşayacağımı bilmiyorum, dışarı çıktığım zaman ya da gittiğim her yerde ya tekrar nöbet geçirirsem ne yapacağımı düşünüyorum. Sürekli panik ve endişe içerisindeyim.’

‘Dersteyken kalp atışlarımın hızlandığını hissettim sanki birden nefesim kesildi. O an kalp krizi geçirdiğimi düşünmeye başladım daha çok panikledim. Hemen üniversitenin aciline gittim. Doktor kalbimle ilgili bir sorun olmadığını söyledi.’

panik yapma 300x80

Panik Bozuklukta Nasıl Sorunlar Yaşanmaktadır?

İzmir panik atak geçiren çoğu kişinin başta tansiyonu yükselir o an kalp krizi geçirip ölebileceğini düşünmektedirler. Bir panik atak krizi veya daha fazlası, panik ataklar, yaşanmaması gereken en korkunç deneyimlerden biri olabilir. Bu panik atakların şiddeti, yalnızca birkaç dakika süren ani bir korku dalgalanmasından kalp krizini taklit eden kalp çarpıntısı ve nefes darlığına kadar değişebilir. Büyük bir edişe ve korku yaşan bu kişiler bir an önce hastaneye giderler. Birçok kişi doktoru gördükten sonra rahatlamaya ve yaşadıkları fiziksel belirtilerin geçtiklerini söylemektedirler. Yaşanan panik atak nöbetinden sonraki birkaç gün birey kendini depresif hissedebilir. Sese ve ışığa karşı daha hassas olabilir, kalabalık yerlerde bulunmak istemeye bilirler. Ancak panik atakların insanı bu kadar zayıf hissettiren etkisi sadece ortaya çıkan semptomlar değildir. İnsanın hayatın kontrolünü kaybettiğine dair duygusudur. Neden bir panik atak yaşadığınızı veya bir sonraki saldırının ne zaman ve nerede sizi bulunabileceğini bilmemek, hayatın günlük görevlerini zorlaştırabilir.

Panik ataklar ile emin olunan şudur ki, atakların önce şiddetini, sonra tamamen ortadan kaldırmak için atabileceğiniz pek çok tedavi yöntemi ve adım vardır. Ege Pozitif Psikoloji merkezlerimizde anksiyete ve panik atak konusunda uzman psikologlarımızın hastaları ile olan  çalışmalarında anksiyete ve panik atakları yönetmek için kesin ve bir daha panik atakları geri getirmeyen tedaviler uygulamaktadır.

DSM-4’e göre Panik atak tanı ölçütleri şu şekilde belirlenmiştir;

Panik atak belirtileri kişiden kişiye ve hatta ataktan atağa değişebilir. Bilişsel davranışçı terapi konusunda uzman psikolog ve psikiyatristlerimiz, panik atakların bu yüzden yanıltıcı olabileceğini söylemektedirler.

Panik atak sırasında;

  • Çarpıntı (kalbin yerinden çıkacak kadar hızlı attığını hissetme),
  • Nefes darlığı. Birçok insan bunu hiperventilasyon (aşırı nefes alma) sendromu olarak deneyimlemektedir. Bu panik atak krizi yaşayan kimseler de daha çok boğulma hissi yaşıyormuş gibi bir durum hissetmektedir.
  • Terleme,
  • Titreme,
  • Soluğun kesilmesi,
  • Göğüs ağrısı (göğsünün sıkıştığını hissetme), ‌göğüs de baskı hissi,
  • Bulantı (o an kusma isteğinin gelmesi),
  • Karın ağrısı,
  • Baş dönmesi,
  • El ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma hissi,
  • Bayılacak gibi hissetme, dizlerin çözülmesi, andan kopukluk hissetme,
  • Sersemlik, kendini ve çevreyi başka türlü algılamak ya da algılayamamak( o an her şey bulanıklaşır ve gözünde küçülmeye başlayabilir),
  • Sanki her an çökecekmiş gibi zayıf, savunmasız hissetme,
  • Çıldıracak gibi hissetme (aklını kaybedecekmiş gibi hissetme)
  • Ölüm korkusu ( çeşitli sebeplerden dolayı öleceğini düşünme ya da yakın olduğu insanların ölmesinden korkma duygusunu yoğun olarak yaşama),
  • Uyuşma, üşüme veya ateş basmaları yaşanabilir.
En İlgi Çeken Panik Atak Belirtisi

Belirtilerden en sık yaşananları çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi ve göğüs ağrısıdır. Ayrıca panik atağın özelliklerinden biride nerede ve ne zaman ortaya çıkacağının bilinmemesidir. Aniden ortaya çıkar, 10 dakikada en yüksek seviyesine çıkar ve genellikle 15 dakika içinde sonlanır. Her zaman olmasa da bazen uyku sorunları ve panik duygusuyla uykudan uyanma durumları yaşanabilir. Panik atak geçiren kişiler kendilerini çaresiz hissedebilmekte ne yapacaklarını bilememektedirler. Panik bozukluk kişiye yüksek seviyede anksiyete yaşatmaktadır. Diğer bireylere göre çok daha fazla stres altındadırlar. Bu durumu yaşamak istemeyenler için kararlı bir şekilde bu rahatsızlığı yenebileceğine inanmalı ve bir uzmandan yardım almalıdır.

Eğer bu sıkıntılardan biri veya birkaç tanesini yaşıyorsanız ve Panik Atağa Nasıl Engel Olabilirim? diye düşünüyorsanız İzmir de panik atak yaşan kişilere yardımcı olabilecek uzman kişileri araştırabilirsiniz. Bu alanda uzman kişiler panik atak anında kişilerin ne yapmaları gerektiği ve nasıl doğru nefes alabilecekleri hakkında bilgi verilmekte ve kişiye göre en uygun teknikleri ve terapi yöntemlerini belirlemektedirler. Panik atak psikologları listesi için tıklayın.

Panik Atak Kimlerde Görülür?

Panik atak yaşıyorsanız, panik bozukluğu denen bir tür anksiyete bozukluğunuz olabilir. Gelişmiş ülkeler olarak bilenen toplumlarda bu bozukluğun toplumdaki yetişkinlerin neredeyse yüzde beşini etkilediği tahmin edilmektedir. Bunun anlamı yetişkin toplumunu oluşturan kesimin yüzde beşinin hayatlarının bir döneminde panik atak bozukluğunu şiddetli veya hafif yaşadığı veya yaşayacağı demektir. Panik atak erkeklerin %2 kadınların ise %5’de görülmektedir. Panik atak, en çok 20-40 yaşlardaki kadınlarda, şehirde yaşayanlar, aşırı koruyucu ve kontrolcü ailelerde büyüyenler bireylerde yaşanma olasılığı daha yüksektir. Sosyal fobi ve çekingen kişiliğe sahip insanlar da yaşanma olasılığı daha yüksektir.

İzmir’de hizmet veren Ege Pozitif Psikoloji kurucusu Uzman Klinik Psikolog Bayram Şimşek panik atak tedavisi için aklınıza takılan soruları değerlendiriyor.

Bir Panik Atak Sırasında Atağı Durdurmak İçin Ne Yapabilirsiniz?

Tam anlamıyla bir panik atak geçirirken, bunu durdurmak zor olabilir. Panik Atak uzmanı psikologlar, bunun bu kadar zor olmasının nedeninin fiziksel semptomların aslında daha da fazla paniğe kapılmanıza neden olması olarak açıklıyorlar. İlk panik atağınızdan sonra psikolojik bir yardım almaya başladıysanız, panik atak durumundan artık eminseniz . Ve semptomların ortaya çıkmasının altında başka fiziksel tıbbi sorunların yokluğundan eminseniz tekrar edecek diğer panik ataklarda, ilk anda kendinize iyi olacağınızı söylemeye çalışmak ve bu sözlerde ısrarlı ve inançlı olmak yararlı olacaktır. Panik atak sırasında “zihniniz size oyun oynayabilir” ve fiziksel semptomlar yüzünden ölüyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz. Ancak kendinize iyi olacağınızı söylerseniz, kendinizi sakinleştirmenize yardımcı olabilirsiniz. Panik atak yaşadığınızda, nefeslerinizi yavaşlatmak için bir takım çalışmalar öneririz. Bu çalışmaların ilki geriye doğru sayarak ve yavaş, derin nefesler almak ile başlamaktır.

Atak sırasında nefesleriniz yetmiyor gibi ve havanız bitiyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bu nedenle şu adımları yapabilirsiniz:

  • Derin nefes alarak başlayın.
  • Nefes alırken, nefes alışverişinizi uzatmanız yararlı olur. Bunun için içinizden veya yüksek sesle yaklaşık 5-6 saniye sayın.
  • Ağız yerine burnunuzdan nefes almanız da önemlidir.
  • Ardından nefesinizi yaklaşık 7-8 saniye de verin.
  • Atak sırasında bu yöntemi birkaç kez tekrarlayın.
  • Nefes egzersizlerini kuvvetlendirmek için vücut gevşeme teknikleri içinde çalışabilirsiniz. Vücudunuzun rahatlaması için duygularınız ve enerjinizi tek bir noktaya odaklanmayı öğrenmeniz yararlı olacaktır.

Panik Bozuklukta Risk faktörleri Nelerdir ve Panik Atağı Hangi Durumlar Tetiklemektedir?

Sorumuzu şu şekilde de sorabiliriz. Kimler paniğe daha yatkın olabilir?

  • Aile bireylerinde veya birinci derece akrabalardan birinde panik bozukluğu ya da başka anksiyete bozukluğu olanlar,
  • Düşünce veya duyguları çok fazla dışarıya yansıtamayan ‘içine kapanık’ kişiler
  • Alkol veya başka bağımlılık yapan maddeleri yatkınlığı veya bağımlılığı olanlar,
  • Geçmişte anksiyete bozukluğu veya depresyon gibi rahatsızlıklar geçirmiş olmak,
  • Sosyal fobi veya başka bir fobisi olan bireyler
  • Öfkesini, kızgınlığını dışarıya yansıtamayan bireyler
  • Sıkıntılı, aceleci, telaşlı ve mükemmeliyetçi kişiler…

Panik Bozuklukta Tedavi Nasıl Yapılır?

Öncelikle belirtmek gerekir panik atak kesinlikle kontrol altına alınabilir bir rahatsızlıktır. Panik Atak Tedavisinde İlaç kullanmak gerekli mi? İzmir panik atak tedavisinde İlaç kullanmadan tedavi olabilir miyim? Psikoterapi yöntemleri ile az öncede bahsedildiği gibi bilişsel–davranışsal terapi yöntemidir. Panik bozukluğu ve atakların tedavisinde başarılı olduğu kanıtlanmış bir psikoterapi tekniği olan Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) terapilerinden de faydalanmaktayız. Bu terapi türü, düşüncelerimizin nasıl hissettiğimiz ve ne yaptığımızın üzerindeki önemli rolünü vurgular.

Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) size kaygıya neden olan durumlara yeni düşünme, hareket etme ve tepki verme yolları öğretir. Ayrıca, panik ataklara nasıl farklı bakılacağını öğretir ve kaygıyı azaltmanın yollarını gösterir. Ayrıca, panik ataklara neden olan sağlıksız düşünceleri ve davranışları nasıl değiştireceğinizi bu terapiler sırasında öğrenebilirsiniz.

Bu tedavi tercihlerinin dışında psikoterapi, maruz kalma terapisi, ilaçlar veya EMDR terapi yöntemleri ile mümkündür. Konuşma terapisi olarak adlandırılan psikoterapi, panik ataklarınızı neden yaşadığınıza dair konacak teşhisi ve bu atakların günlük ve sosyal hayatınızı ne şekilde etkileyeceğini görmek ve anlamak için yararlıdır. Psikologlar kişinin yaşadığı rahatsızlığa göre en uygun yöntemi belirleyecektir. İzmir Panik atak tedavisinde merkezimizde en sık tedavi uygulama şekilleri; Bilişsel-Davranışçı terapi, İlaç tedavisi, EMDR terapidir.

Ege Pozitif Psikoloji merkezlerimizde panik atak uzmanı psikolog ve terapistlerimiz ayrıca semptomların şiddetini azaltmaya yardımcı olacak stratejiler geliştirmek için sizinle birlikte çalışacaktır.

İzmir Panik Atak Bilişsel-Davranışsal Terapi:

Panik atak bilişsel terapi çok sık beraber anılan bir ikilidir. Panik atak bir kaygı bozukluğu olduğu için psikoterapi ile iyileşebilir. Panik atak ile yapılan bilimsel çalışmalar bilişsel (kognitif) davranışçı terapinin danışanlarda iyileşmede çok etkili bir terapi yöntemi olduğunu kanıtlamıştır. Çoğu zaman sadece ilaç tedavisi ile panik atağın geçmesi mümkün olmamakta, ilaç panik atak geçirenlerde korku ve kaygıyı duygusunun yoğunluğunda azaltmaya neden olsa da tekrarlamasını önleyemediği görülmüştür. Panik atağın iyileşmesi için kişilerin olaylar karşısında düşüncelerini, davranışlarını yönetip bakış açısında değişimlere yol açarak duygu ve davranışlarında ki kontrolü eline alması gerekmektedir. Bilişsel davranışçı terapi danışanların düşünce yapılanmalarını ele alarak bunu yeniden yapılandırmak üzere kurulmuş olan etkili bir terapi tekniğidir.

Panik bozukluğun terapisinde en önemli yapı danışanı psiko-eğitim ile bilgilendirmektir. Kişiye panik atağın doğası nasıl olduğu, belirtileri, tetikleyicileri vb. ayrıntılı anlatılır. Kişi aslında her atakta kalp krizi geçirdiğini düşünmek yerine bu durumu kontrol altına almayı, aslında koşunca da kalbin hızlandığını bunun kalp krizine yol açmadığını görmesini sağlanır. Bilişsel davranışçı terapide (BDT) kaygıya yol açan düşünce yapıları ele alınır. Çoğu panik atak belirtisinin aslında yanlış yorumlandığı, felaketleştirildiği gösterilir. Bilişsel terapi ile panik atak da ortaya çıkan düşünce kalıpları yeniden yapılandırılır. İlaçsız panik atak tedavisi İzmir için doğru yerdesiniz.

Bilişsel davranışçı terapinin davranışçı yönteminde ise aslında kişiler panik atakları, bir şeylerle çok meşgul olduklarında, kafalarında başka sorun ya da başka düşünceler olduğunda atak yaşamadıklarını görürler. Davranışçı terapi ile aslında gevşeme, meşguliyet, baş etme kartlar vb ile panik atak kontrol altında alınır.

Bu tedavi yönteminde iki amaç vardır:
  1. Hastanın, Panik Atağı belirtileri hakkındaki  yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltmek ve hastanın bu belirtilerle baş edebilmesinin öğretmek.
  2. Panik Atağı geleceğinden korktuğu için tek başına bulunmaktan kaçındığı yer ve durumlarla aşamalı bir şekilde tekrar karşılaştırılması böylece   korkularını yenebilmesini sağlamak amaçlanmaktadır.

Panik Atak İlaç Tedavisi İzmir:

Panik Bozukluğunun ilaç tedavisinde, beyin sinir hücrelerindeki bozuk olan hormon faaliyetlerini düzelterek Panik Ataklarını önleyen ilaçlar kullanılmaktadır. Son yıllarda yürütülen çalışmalarla birlikte Panik Atak tedavisinde önemli gelişmeler de yaşanmıştır. Trisiklik antidepresan ve benzodiazepinler panik atak tedavisine yardımcı olan ilaçlardandır. Fakat en etkili ve doğru sonuca ulaşmak için, diğer hastalıklarda olduğu gibi bir psikologa danışmak doğru olacaktır.

Hekim ilacın dozajını hastanın ihtiyacına uygun olarak belirleyecek en doğru kişidir. Bazı panik atak hastaları belli bir noktadan sonra ilaç kullanmak istemiyor, çünkü 5 yıldır, 10 yıldır ilaç tedavisi görmüş ve ilacı her bıraktığında halen atakları devam eden danışanlar, ya da ilaçlara rağmen atak geçirmeye devam eden kişiler ilaçsız panik atak tedavisi var mı? diye araştırmaya başlıyor. ilaçsız panik atağın çözümü de var aslında, bilişsel davranışçı terapi ve emdr terapisi ilaçsız bir şekilde bu sorunla başedip, sonra da bir daha yaşamaz hale gelebilirsiniz. Panik atak psikologları listesi için tıklayın.

İzmir Panik Atak Tedavisi İçin EMDR Terapisi:

Bilişsel-Davranışçı terapinin dışında EMDR tekniği oldukça etkili olabilecek bir tekniktir. EMDR ,Türkçe açılımıyla ’göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme’ güçlü bir psikoterapi yöntemidir. EMDR rahatsız eden, acı veren anıyı unutturmaz. Fakat terapi uygulandıktan sonra bu yaşanan acı sonrasında hissedilen öfke, korku, endişe,kaygı gibi duygulara karşı duyarsızlaştırılır. Bu teknik ile hastanın panik atak belirtilerine duyarsızlaşması amaçlanmaktadır.

Panik atak terapisinde ilaçsız olarak en etkili işe yarayan yöntemdir. Kişinin panik atak yaşama nedeni geçmişte yaşadığı bir çok olumsuz anı ve travmalardır. Sürekli ölümler, hastalıklar, kanser vakaları, aile içinde kalp krizinden ölenler, deprem vb. travmatik olaylar panik atağın bir nedenidir. Diğer neden aile de birinci derece ki kişilerde evhamlı, panik atağı olan, aşırı koruyucu olan kişiler, 3. nedense aile içi şiddet, babanın pasif korumaması kişide panik atağa neden olur. Panik atak tedavisinde emdr terapisi çok etkili olma nedeni, panik bozukluğa yol açan bir çok travmadır. Bu travmalar emdr terapisiyle düzelince panik atakda ortadan kalkar.

Şunu unutmayın İzmir panik atak tedavisi için psikolog arıyorsanız, alanında uzman, deneyimli, bir çok psikoterapi yöntemini kullanmasını bilen, yıllarca panik bozukluk sorunlarıyla çalışmış bir uzman tercih etmeniz sizi hem zamandan hemde bir daha panik atak yaşamayacak şekilde destekleyecektir. Ege Pozitif Psikoloji 14 yıldır İzmir de panik atak danışanlarına hizmet vermiş, tecrübeli kadrosuyla İzmir’in 5 farklı ilçesinde pedagog, aile terapisti ve uzman psikologlar ile yanınızda. Ömür boyun panik olarak yaşamak zorunda değilsiniz. Gelin üstünüzde ki yükten sizi kurtaralım.

Panik Atak Anlarını Azaltmak İçin Yapılabilecek Uygulamalar ve Egzersizler Nelerdir?

Panik Atak kesin çözümü psikolog ve terapistler eşliğinde yapılan uygulamalardır. Bu tip terapileri uzman bir psikolog ile beraber yapmanın önemi büyüktür. Fakat kısa terapi programından henüz yararlanmaya başlamadıysanız panik atak durumu için kullanabileceğiniz püf noktaları şu şekilde paylaşabiliriz. Bu panik atak tetikleyicilerinizi daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır:

Panik atak yaşayabilen kişiler bu durum içinde olmadıkları zamanda olacakları zaman için hazırlık yapmayı tercih edebilir. Düzenli olarak yapılan meditasyonlar, ağır olmayan yoga hareketleri, nefes egzersizleri ile birleştirilirse panik atak durumlarında vücutlarının kontrollerini daha kolay almalarını sağlayabilir. Bu bileşke teknikler, panik atak sırasında zihnin, normal vücut seyrine ve yapılması gereken tekniklere daha hızlı erişmesine de yardımcı olur.

Panik atağı başlattığını düşündüğünüz hisleri bir kağıda yazmak onları hatırlamanızı ve üzerinde düşünmenizi kolaylaştırır. Kendinizi endişeli ve huzursuz hissettiğiniz tüm anlarda yanınızda bir kağıt kalem olması yararlı olacaktır.

Günlük tutmakta sakin anlarınızda düşüncelerinizi birleştirmeye yararlı olan egzrsizlerden biridir. Günlük hayat içinde yaşanılan olumsuz anlarda gelişen düşüncelerin farkına varamayız. Sakin bir zihin ile bunları bir yere yazmak ne ile uğraştığınızı anlamaya yardımcı olabilir. Bu, içsel negatif düşüncelerin zihninizde nasıl olumsuzluklara rol oynadığını görmenize yardımcı olabilir. Her gün tekrar edeceğiniz nefes egzersizleri de daha berrak bir düşünce yapısı için yararlı olacaktır. Bu yararlı nefes teknikleri panik atak durumu yaşayan biri olun veya olmayın hayatınızın her aşamasında yararlı olan tekniklerdir. Panik atak geçirmediğiniz zamanlarda bile günlük nefes egzersizleri üzerinde çalışmak bir panik atak durumunda kontrolü daha hızlı kazanmanıza da yardımcı olur. Nefesinizle daha uyumlu olduğunuzda, kendinizin daha fazla farkına varabilirsiniz.

Panik Atak Sizi Öldürür Mü?

Bilmelisiniz ki panik atak, kalp krizi veya başka ciddi bir durum gibi hissedilse de ölmenize neden olmaz. Ancak panik ataklar ciddidir ve uzman bir tedaviyi gerektirir. Kendinizi bu semptomlardan herhangi birini düzenli olarak yaşıyor bulursanız, daha fazla yardım için İzmir'de yaşıyorsanız İzmir merkez ve ilçelerinde panik atak çözüm merkezi olarak hizmet veren Ege Pozitif Psikoloji Merkezlerine başvurabilirsiniz. İzmirlilere panik atak konusunda uzun yıllardır %100 başarı ile kesin çözümler sunan uzman psikolog ve terapistlerimiz ile size en uygun teşhis ve tedavi için her zaman yanınızda olacağımıza emin olabilirsiniz.

Online Panik Atak Tedavisi

Corona yani covid-19 sonrası panik atak ve kaygı bozukluğuna yatkınlığı olan kişilerde oluşan yeni bir terapi yöntemi online panik atak tedavisi olur mu? Aslında olur, online görüşme görüntülü bir şekilde, skype, zoom, whatsapp dan yapılabilmektedir. Evden çıkamadığınız için online olarak terapi yapmak bazen daha sağlıklı olabilmektedir.

Özgüven Eksikliği Nedir?

En basit tabirle özgüven, kendimize olan güvenimizdir. Peki hangi anlamda kendimize olan güven? Şöyle ki fiziksel, kişisel özelliklerimiz, değerlerimiz, ilgi ve yeteneklerimiz, yaptığımız bütün işler konusunda olumlu bir anlayışa sahip olmaktır. İstediğimiz şeyleri başaracağımıza dair inanç ve kararlılığımızdır. Özgüven; duygularımızı, duygularımızın neden olduğu düşüncelerimizi ve davranışlarımızı kapsar. Doğumla başlayıp 1 yaşına kadar süren dönem güven duygusunun oluştuğu dönem olarak kabul edilir. Bu dönemde verilen ilgi, şefkat ve sevgi özgüvenin oluşmasında önemli rol oynar.  Bir şeyi yapma, konuşma, ifade etme vb. bir çok yapıyı oluşturmakta zorlanmaya özgüven eksikliği denir. Özgüven eksikliği tedavisi ve çözümleri olan bir psikolojik sorundur.

Özgüven Sahibi Olmak Bana Ne Kazandıracak?

Herkes hayatında başarılı ve mutlu olmak ister. Birçok kişi yeteneklerinin olduğunu, bir şeyler başarabileceğini düşünmektedir fakat başarısız olma korkusu insanları faaliyet geçmekten alıkoyar. Bir işe başlamaya cesareti olmayan insanları da çok duymuşsunuzdur. Özgüven aslında kendinizle ve çevrenizle barışık olmanız anlamına da gelir. Dışardan gelen olumsuz tepkilerin size zarar vermesine engel olmak da aslında özgüvenin bir işlevidir. Özgüven herkes için çok önemlidir. Hayata daha pozitif bakabilmeyi, dışardan gelen negatifliklerin etkisinde kalmamayı sağlar. Hayatımızı daha güzel ve mutlu bir şekilde sürdürebilmek için bu gereklidir.

İstediğiniz şeyleri elde ederken karşılaşacağınız zorlukların daha çabuk üstesinden gelebilirsiniz. Özgüven motivasyon sağlar ve bunun sonucunda da başarı getirir. Yapılan araştırmalarda da özgüvenli bireylerin iş yaşamında daha başarılı oldukları görülmüştür. Kendine güvenen insanlara başkaları da güvenir. Özgüven sizin stresli durumları da daha rahat atlatabilmenizi sağlar. Birey kendine güvendiğinde potansiyelini daha kolay ortaya koyar. Özgüvenli insan iyi ve kötü yönlerinin farkındadır. Özgüveni yüksek bireyler her yerde hareket ve sözleriyle fark edilirler.

Özgüven Eksikliği Tam Olarak Ne Anlama Geliyor?

ozguveni yuksek 300x203Özgüven eksikliği ise kişinin kendisine güveninin olmaması veya az olması olarak açıklanabilir. Özgüven eksikliği kader değildir ve sizi istemediğiniz sürece ömür boyu sizinle olmaz. Özgüven eksikliği kişinin genel olarak ‘ben bunu yapamam, bunu başaramam, ben yetersizim’ gibi algılara sahip olmasıdır. Genellikle içe kapanıklık, sürekli negatif düşünme, eleştirileri reddetme, sosyal ortamlardan uzak durma gibi durumlarla birlikte gözlemlenir

Özgüven Eksikliği Ne Gibi Sorunlara Yol Açar?

Özgüven bireye yararlı ve sağlıklı bir duygu olduğu için eksikliği veya yokluğu bir takım sorunlara yol açabilir. Bu sorunlar aile hayatında, arkadaş ortamında, iş ortamında mutlaka kendini gösterecek ve bireyin psikolojik sağlığını olumsuz etkileyecektir. Bu sorunların en geneli başarısız olmak olabilir. Kendine güveni olmayan kişinin motivasyonu da düşük olur ve iş yaşamında mutlaka yeniliklerin ve çağın arkasında kalacaktır. İş yaşamı zaten bireylerin neredeyse en çok vakit geçirdikleri, sadece işten ziyade bireyin bir sosyal ortamıdır.

Özgüveni düşük olan bireyin cesareti de düşüktür. Dışardan gelen olumsuz tepkilere karşı çok hassastır. Bu yüzden her olumsuz tepki veya eleştirinin kendisine zarar vermesine karşı koyamaz. Bu eksikliği yaşayan bireyler için karşılaşılan zorluklar da birer kabusa dönüşür ve korkarlar. Kendine güvenmeyen insanlara başkaları da güvenmez. Kimse de kendine güvenmeyen biriyle çalışmak istemez.

Özgüveni düşük insanlar çokça kendini suçlayabilir. Bu da bireylerin depresyona girme riskini arttırabilir. Özgüven eksikliği yaşayan kişiler kendi fikirlerini belirtirken de zorluk yaşarlar. Artık yetişkinlik çağında olan kadın ve erkekler için de bu durum can sıkıcı hale gelebilir. Bireyin hem aile hem arkadaş ortamı zedelenebilir. Bu ve bunun gibi pek çok sorun dolaylı olarak bireyin beslenmesini ve uyku düzenini de olumsuz etkileyecektir. Herkes kendine güvenmek ister. Bu tercih edilen bir şey değildir. Sizin suçunuz da değildir.

Neden Kendime Güvenemiyorum?

Pek çok insan ‘kendime güvenim yok’, ‘neden kendime güvenemiyorum’ gibi sorularla boğuşuyor. Gerçekten de kendine güvenmemenin altında ne yatıyor olabilir? Şöyle ki özellikle çocukluk yaşantıları ve yakın zamandaki başarısızlık, hayal kırıklıkları, tacize veya istismara maruz kalma, çevrenin yüksek beklentileri, baskı altında olma, flört ilişkilerinde sorunlar; flört şiddetine maruz kalma gibi, fiziksel özelliklerle ilgili problemler özgüven eksikliğine yol açabilir.

Güven duygusunun yaşamın ilk yılı oluştuğunu söylemiştik. Bu oluşma sürecinde çocuğa yeterli ilgi, şefkat gösterilmez ise çocuk güven duygusu geliştiremez ve yetişkin yıllarında da özgüven eksikliği yaşayabilir. Bunun yanında bir iş veya evlilik hayatında başarısız olmak da özgüven problemi oluşturabilir. Küçüklükten beri aile veya çevre tarafından yüksek beklentilere maruz kalmak, sürekli başkalarıyla kıyaslanmak, şiddete maruz kalmak, baskı altında olmak da özgüven eksikliğine yol açabilir. Yaşam tarzı da özgüveni etkileyen önemli faktörlerden biridir.

Çocukluk döneminde özgüven kolayca zedelenebileceği için özgüven eksikliği genellikle çocuklukta başlar. Özellikle olumsuz aile ortamı, boşanma, şiddet gibi o ailede yaşayan çocuğun özgüvenini düşürecek ve çocuk ilerleyen yaşlarda da özgüven eksikliği yaşamaya devam edecektir. Ayrıca kişiye sürekli ‘sen yapamazsın, sen başaramazsın’ gibi olumsuz telkinde vermek de özgüven zedeleyicidir.

Görmezden gelinmek de -bu iş ve evlilik hayatında olabilir- bireyin özgüvenini düşüren faktörlerden biridir. Çok uç hedefler belirlemek ve başarısızlığa uğramak da özgüven eksikliğine yol açabilir. Bu yüzden önce kendinizi tanıyıp neyi yapıp yapamayacağınızı bilmeniz gerekir. Kendime güvenmiyorum diyen erkek ile kendime güvenmiyorum diyen kadın arasında pek bir fark yoktur. Özgüven eksikliğinin nedenleri, belirtileri ve sonuçları her iki cinsiyette de aynıdır. Herkes benzer şeyleri yaşamış ve yaşamaktadır.

Özgüven Eksikliği Yaşadığımı Nasıl Anlarım?

Kendinize güvenmediğinizin belli başlı belirtileri vardır.

  • Eğer karar almakta güçlük yaşıyorsanız
  • Çoğu konuda başkalarına ihtiyaç duyuyorsanız
  • Risk alamıyorsanız, sınır koymanız gereken konularda sınır koyamıyorsanız
  • ‘Hayır’ diyemiyorsanız
  • Sosyal ortamlardan kaçınıyor veya çekiniyorsanız
  • Başkaları tarafından kullanıldığınızı hissediyorsanız
  • Eleştirilere karşı çok hassassanız
  • Karamsarsanız
  • Kendinizi yetersiz ve başarısız olarak değerlendiriyorsanız
  • Fiziksel görünüşünüzle ilgili sıkıntılarınız varsa
  • Olumlu özelliklerinizi görmezden gelip olumsuz yanlarınıza odaklanıyorsanız
  • Sürekli önemsenmediğinizi ve reddedileceğinizi düşünüyorsanız
  • Olaylardan çabuk ve sürekli kötü etkileniyorsanız
  • Potansiyelinizden daha düşük beklentilere sahipseniz
  • Kendinizi sürekli çevrenizle kıyaslayıp çevrenizden daha aşağıda görüyorsanız
  • Sürekli ‘kendime güvenmiyorum, kendime güvenimi kaybettim’ diyorsanız

Özgüven eksikliği yaşıyor olma ihtimaliniz yüksektir. Özgüven eksikliği yaşıyor olduğunuzdan şüpheleniyorsanız daha yeterli bilgi edinebilmek için güvenilir sitelerden kendinize özgüven eksikliği testi uygulayabilirsiniz. Fakat unutmayın ki en doğru teşhis ve tedavi uzmanlar tarafından yapılandır.

Kendime Güvenmek İçin Ne Yapmalıyım? Özgüven Arttırma Yolları

ozguven 300x255Böyle problemlerle uğraşan insanların en çok araştırdığı soru ‘özgüven eksikliği nasıl giderilir?’ ‘özgüven eksikliği tedavi edilebilir mi?’ olmaktadır. Evet, özgüven eksikliği terapi veya ilaç yoluyla tedavi (özgüven eksikliği psikiyatri) edilebilir bir durumdur. Kendi başınıza yapabileceğiniz bir takım şeyler de özgüveninizi arttırmaya yardımcı olacaktır. Bunu için önce kendinizi sevmekle başlayın. Olumlu yanlarınızı keşfedin ve buna odaklanın. Özgüven, kişinin başarı duygusunu tatmasıyla gelişmektedir. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz bunun farkına varın, kendinizden şikayetçi olmayın ve kendinizi sürekli olumsuz eleştirmeyin.

Denemeden ‘ben yapamam’ gibi cümleler kurmaktan kaçının. Sizi destekleyen kişilerle zaman geçirin. Objektif değerlendirmeler yapın. Fiziksel görünüşünüze özen gösterin. Tüm bunların yanında özgüven eksikliğinden kurtulmanın en iyi yolu bir uzmana başvurmaktır. Bu konuda çalışan uzmanlar psikolog, psikolojik danışmanlar ve psikoterapistlerdir. Özgüven eksikliği tedavi yöntemleri arasında en etkili olan ve en çok kullanılanları BDT (bilişsel davranışçı terapi) ve EMDR terapisidir.

EMDR günümüzde her psikolojik tedavide sıklıkla kullanılan ve başarı elde edilen bir yöntemdir.  Siz de ‘kendime güvenmek istiyorum’ diyorsanız psikolojik destek alabilir,  gönül rahatlığıyla EMDR Terapisini tercih edebilirsiniz. Özgüven eksikliği için ilaç tedavisi de uygulanabilir. Özgüven eksikliği için kullanılan ilaçlar terapi süreciyle birlikte yürütüldüğünde daha etkili olabilmektedir.

Özgüven Eksikliği Çözümleri ile ilgili Kitaplar

Daha detaylı bilgi edinebilmek için özgüven eksikliği ile ilgili kitaplar; Özgüven ve Özsaygı Kazanmak (Joseph Murphy), İyi Hissetmek (David Burns), 30 Adımda Özgüven (Sam Horn), Yaratıcı Özgüven (Tom Kelley & David Kelley).

Özgüven eksikliği ile ilgili filmler

Fight Club, Forrest Gump, The Pianist, The Bucket List, A Hologram For The King, Saving Private Ryan, The Way Way Back

TAKINTI HASTALIĞI TEDAVİSİ

“Takıntı hastalığı”, “simetri hastalığı” son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz kavramlar. Bu yazıda takıntı ve simetriyi de içinde barından “Obsesif Kompulsif Bozukluk”tan bahsedeceğiz. Eğer kendinizde veya çevrenizde bu durumdan şüpheleniyorsanız bu sayı sayesinde bilgi edinip ne yapacağınızı daha iyi bileceksiniz. Bir psikolojik rahatsızlık olan obsesif kompulsif bozukluk ilaçlı veya ilaçsız olarak tedavi edilebilir. Tedavi edilmediği takdirde hayatı kısıtlayan, kişinin kendisini rahatsız ettiği kadar çevresi için de oldukça rahatsız edici olabilir. Bu yazıda OKB’nin ne olduğu, nedenleri, çeşitleri ve tedavisini inceleyeceğiz.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) NEDİR?

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), kişinin kendine de mantıksız ve akıldışı gelen düşüncelere (obsesyon) sahip olması ve bu düşüncelerin verdiği sıkıntıdan dolayı kendini rahatlatmak amacıyla tekrar tekrar bazı davranışlarda bulunmasıyla (kompulsiyon) açıklanan psikolojik bir bozukluktur. Bu düşüncelerin yarattığı kaygı ve gerginlik kişide o kadar yoğundur ki, kişi bu düşüncelerden kurtulmak için devamlı gösterdiği davranışları bir rutin/ritüel haline getirir. Bir örnek vermek gerekirse, Shakespeare’in Machbet eserindeki Lady Machbet’in, kocasını öldürdükten sonra hissettiği suçluluk duygusunu üstünden atabilmek amacıyla ellerini sürekli yıkaması ancak ellerinin yine de kirli olduğu düşüncesinden kurtulamaması, OKB’ye işaret etmektedir.

Buradan şunu anlayabiliriz ki, OKB çok eski zamanlardan günümüze kadar kendini gösteren ve aramızda olan bir rahatsızlıktır. Kişinin kendini tekrarlayan davranışlarına Machbet’teki gibi sürekli el yıkama dahil edilebileceği gibi daha uç boyutta olanlar da vardır. Örneğin bir kişinin eğer yolda yürürken çizgilere basarsa kendine araba çarpacağını düşünerek tüm yol boyunca çizgilere basmadan yürümesi, bir başka kişinin eğer evdeki tüm lamba düğmelerine günde en az 10 kere dokunmazsa ailesinden birinin öleceğini düşünmesi üzerine her lamba düğmesine defalarca dokunması gibi. OKB, kişide yarattığı rahatsızlıktan ziyade, belirgin saplantılar nedeniyle çevresindeki bireyler için de oldukça rahatsız edici ve sıkıntı verici duruma gelebilir.

obsesif bozukluk

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) RAHATSIZLIĞINI YAŞIYOR OLABİLİR MİYİM?

OKB rahatsızlığı kendini belli eder ve genel olarak bilinen bazı takıntı durumları vardır. Bunların bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Tahriş/yara oluncaya kadar elleri yıkamak
  • Bir kelimeyi/cümleyi defalarca tekrar etmek
  • Sayma
  • İç rahatlatma isteği
  • Aşırı düzen isteği
  • Kitapları aynı hizada dizmek
  • Kapı kilidini sürekli kontrol etmek

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUN NEDENLERİ

Uzmanlar tarafından OKB’ye sebep olan net bir neden belirtilmese de çevresel ve biyolojik faktörlerin OKB’ye neden olduğu bilinmektedir.

Çevresel Nedenler

  • Kişinin yaşadığı stres
  • Cinsel taciz öyküsü
  • Hastalıklar
  • Yaşamda ciddi değişiklik oluşturan durumlar (boşanma, evlilik, çocuk sahibi olma vs.)
  • Birinin vefatı
  • Travmalar
  • Kaygılar

Biyolojik Nedenler

  • OKB durumunda beynin belirli bölümlerinde aşırı aktivite meydana gelir. Bunu bilim adamları nöronların ilişkisiyle nörotransimitler adı verilen kimyasallarla açıklar.
  • Vücudun dengesinde bozulma veya beyin fonksiyonlarda meydana gelen değişiklikler.
  • OKB rahatsızlığını yaşayan bireylerin öyküsü alındığında anne/baba gibi birinci dereceden akrabalarında da OKB olduğu saptanmıştır. Bu durum net olmamakla beraber OKB’nin genetik olduğunu düşündürebilmektedir.

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUĞUN ÇEŞİTLERİ VAR MI?

OKB halk arasında genel olarak “takıntı” rahatsızlığı şeklinde bilinse de, OKB’nin çeşitleri bulunmaktadır.

  1. Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu

Kişi bedenini ve giysilerini dışarıdan gelen kir, toz, mikrop, zehir, deterjanveya başka birinden bulaşabilecek tükürük, idrar vs. gibi maddelerden koruma amacıyla olumsuz bir düşünceye sahip olur ve bundan kurtulmak için çeşitli davranışlarda bulunur. Örneğin, bir bireyin üstüne başka insanların sıvılarının bulaşacağı düşüncesiyle dışarıda tuvalete gitmemesi ve evdeyken tuvalete her gidip geldikten sonra kıyafetlerini yıkaması.

  1. Kuşku Obsesyonu ve Kontrol Kompulsiyonu

Bu durumda kişi evdeki ütünün fişini çekmediğinden, ocağı açık unuttuğundan, kapıyı açık bırakıp gittiğinden kuşkulanır ve bunları tekrar tekrar kontrol etme gereksinimi duyar. Bazen de bu durum kişinin başkalarını rahatsız edeceği, insanlara saldırmasından korkması şeklinde çıkabilir.

  1. Cinsel İçerikli Obsesyonlar

Örneğin bir erkeğin/kadının zihninde sürekli olarak gezen cinsel düşünceler, gördüğü her kadınla/erkekle cinsel ilişkiye girme düşüncesini durduramaması.

  1. Dini İçerikli Obsesyonlar

Kişinin sürekli olarak kendi inandığı dini değerlerin karşıtı durumları düşünmesi durumu. İnançlı biri Allah’ın varlığını sürekli sorgulayabilir, inancı olmayan biri Allah gerçekten olabilir mi şeklinde düşünebilir ve bu düşüncelere engel olamaz.

  1. Simetri/Düzen Obsesyon ve Kompulsiyonları

Bu durumda kişinin hayatını kaplayan bir simetri ve düzen isteği vardır. Kişinin günlük yaşam rutinini bozabilir, önemli işleri aksatan bir durum haline gelebilir.

  1. Dokunma Kompulsiyonları

Kişi bir işe girişmeden önce kendisi için önemli veya önemsiz fark etmeksizin belirli bir nesneye sürekli dokunma ihtiyacı duyar. Örneğin evden çıkmadan önce kitaplarına dokunmadan çıkmayan bir öğrencinin bunu yapmayı bıraktığında başarısız olacağına inanması.

  1. Sayma Kompulsiyonları

Örneğin bir kadın, eşine işe gitmeden önce belirli bir sayıda “hayırlı yolculuk” demezse, eşinin başına kötü bir şey geleceğini düşünmesi.

  1. Biriktirme ve Saklama Kompulsiyonları

Bu durumda “ilerde lazım olabilir” düşüncesi hakimdir. Kişi aslında gerekli olmayan her şeyi düzenli bir şekilde saklayabilir.

  1. Son olarak, merdiven altından geçmemek, herhangi bir yere sağ ayakla girmek gibi batıl inançlar da kişinin hayatını etkileyecek seviyede yapılıyorsa bu da OKB olarak değerlendirilebilmektedir.

takinti hastaligi

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) İÇİN UYGULANAN TESTLER NELERDİR?

Psikolog ve psikiyatristlerin OKB rahatsızlığını belirlemek için kullandığı çeşitli testler bulunmaktadır. Bu testler arasında en bilindik olan“Maudsley Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği’dir. Maudsley Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği’nin geliştirilme ve uygulanma amacı kişideki takıntıları (obsesyon) ve kompulsiyonları belirlemektedir. Testin uygulanmasının ardından alınan yüksek puanlar OKB’ye işaret etmektedir.

TAKINTI HASTALIĞIM VAR, NASIL TEDAVİ OLACAĞIM?

OKB, tedavisi olmayan bir rahatsızlık değildir. Ancak, başarılı bir tedavi süreci için erken teşhis her rahatsızlıkta olduğu gibi OKB’de de çok önemli bir yere sahiptir. Ayrıca çoğu zaman, tedavi edilmediği takdirde kendiliğinden geçmediği görülmüştür. OKB rahatsızlığında tedavi oldukça önemli bir yere sahiptir çünkü ilerlediği takdirde kişinin günlük hayatını kısıtlayabilir, işleri aksatabilir, yaşam kalitesini düşürebilir.

OKB, rahatsızlığın ilerleyiş durumuna göre ilaç tedavisiyle, psikoterapiyle ya da ikisi bir arada kullanılarak tedavi edilebilir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk İlaç Tedavisi

Antidepresan ilaçlar ile OKB rahatsızlığı yaşayan bireylerin beyinlerindeki serotonin seviyesi yükseltilebilir ve bu ilaçlar yaygın bir tedavi yöntemidir. Klomipramin, fluoksetin, fluvoksamin, paroksetin, citalopram, essitalopram ve sertralin bu grup ilaçlardır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk İlaç Kullanmadan Tedavi Edilir Mi?

Yaygın bir tedavi yöntemi olarak OKB tedavisinde ilaçlar kullanılmaktadır ancak OKB, ilaç kullanmadan da kalıcı şekilde tedavi edilebilir. Başarılı sonuçlar elde edilen Bilişsel Davranışçı Terapi OKB tedavisinde sıklıkla kullanılmaktadır.

Bilişsel Davranışçı Terapi ve OKB: Bilişsel Davranışçı Terapi’nin amacı OKB’li kişilerin bir ritüel haline getirdiği davranışları gerçekleştirmesini engelleyerek, altta yatan onlara korku veren düşüncelerle yüzleşmek ve kaygıları azaltmaya çalışmaktır. Bilişsel Davranışçı Terapi ile danışanın mantıklı düşünme, kaygıyla baş edebileceği teknikleri öğrenme, davranışı engelleyebilme gibi konularda adım atması sağlanır. Tedavi, hastalığı bir düzene oturtur ve “duyarsızlaştırma” tekniği basamak basamak uygulanır. Tedavinin ilerlemesiyle kaygılar, ritüele dönen davranışlar azala azala ortadan kaybolur.

EMDR Çalışması Obsesif Kompulsif Bozukluğun Tedavisinde Kullanılabilir Mi?

EMDR, Türkçe açılımıyla “Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma” anlamına gelmektedir. Kişiye sıkıntı veren, rahatsız edici, kişinin etkisinden kurtulamadığı olaylar, anılar, düşünceler vs. bu yöntemle yeniden işlenir ve sonucunda kişi artık bunlardan rahatsızlık duymaz yani duyarsızlaşır. Bu yöntemle başta travmalar olmak üzere birçok psikolojik bozukluk tedavi edilebilir ve oldukça etkili sonuçlar elde edilir.

EMDR’ın OKB üzerinde etkili olduğunu gösteren bazı çalışmalar vardır. Bilişsel Davranışçı Terapiye cevap vermeyen OKB’li 4 danışanın, kısa bir süre içinde EMDR tedavisine cevap verdiği görülmüştür.

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU NEDİR?

Narsistik kişilik bozukluğu psikolojik bir bozukluktur. Erkeklerde görülme oranı kadınlardan daha yüksektir.

Narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler kendilerine derin bir hayranlık ve sevgi duyarlar. Hayatlarının merkezlerinde kendileri vardır ve benmerkezcilerdir. Çevreleri tarafından egoist ve bencil olarak tanımlanabilirler.

Kendilerini en güzel – yakışıklı, en başarılı olarak görürler. Kendilerini herkesten üstün olarak görürler.

Eleştiriye kapalı kişilerdir. Eleştirilmeyi sevmezler ve bir eleştiriye maruz kaldıklarında fazla tepki gösterirler, bu eleştiriyi asla kabul etmezler.

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU NEDEN OLUŞUR?

narsistikNarsistik kişilik bozukluğu neden oluşur sorusuna verilecek belli başlı ve kesin bir cevap yoktur. Bu bozukluğun oluşmasında aile ve yetiştirilme tarzı oldukça kritiktir. Aileleri tarafından sürekli övülen ve yaptığı her şey tarafından ödüllendirilen, dış dünyanın hiçbir hayal kırıklığına maruz kalmamış çocukların ilerde narsistik kişilik bozukluğuna sahip olma olasılığı fazladır. Tam tersi aileleri tarafından duygusal olarak aç bırakılan çocuklarda da bu bozukluk görülebilir.

Genetik ve çevresel etmenlerin de rolü bulunmaktadır. Yaşam tarzı, hayat tecrübeleri, yetiştirilme tarzı da bu hastalığın oluşmasında etkilidir.

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞUNUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

  • Kibirli ve kendini beğenmiş kişilerdir.
  • Kendilerini eşi benzeri olmayan, mükemmel bireyler olarak görürler.
  • Başkalarını çıkarları için kullanmaktan çekinmezler. İlişkileri çıkar üzerine kurulmuştur.
  • Empati yeteneğinden yoksundurlar.
  • Giyimlerine ve dış görünüşlerine önem verirler.
  • Kontrolün her zaman ellerinde olmasını isterler.
  • Asla kendilerinde bir sorun olduğunu kabul etmezler. Onlara göre sorun her zaman başkalarındadır.
  • Başkalarının ona sürekli övgülerde bulunmasını ve hayranlık duymasını isterler.
  • İnsanların sürekli onu kıskandığını düşünürler ancak onlar insanları kıskanırlar.
  • Başkalarına saygısız davranabilirler ve insanları kırmaktan çekinmezler. Ancak kendilerine saygısızlık yapıldığında bunu kaldıramazlar.
  • Başkalarının onunla tartışmaya girmesini sevmezler. Böyle bir durumda karşı tarafa sinirlenirler.
  • Kendine denk olarak gördükleri insanlarla iletişim kurarlar.
  • Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü zannettiklerinden başkalarına karşı duyarsızdırlar.
  • Kendilerini ayrıcalıklı ve özel olarak gördüklerinden örneğin sıra bekleme gibi durumlara gelemezler. Böyle durumlar onları öfkelendirir.

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞUNA SAHİP BİREYLER NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Narsistik kişilik bozukluğuna sahip bireyleri tedavi etmek zordur. Çünkü bu kişilerin bir başkasından yardım alma fikri onlar için kabul edilemez. Bu yüzden terapiyi reddederler.

Terapiye geldiklerinde amaçları mükemmelliklerini kanıtlamaktır, eksiklerini fark etmek ve çözmek değildir. Eleştiriyi kabul etmezler.

Terapilerde kişinin gerçek benliği bulunmaya çalışıp, kişinin kendini kabul etmesi ve gerçeklerle yüzleşmesi sağlanır.

Narsistik kişilik bozukluğuna sahip kişiler için özel bir ilaç bulunmamaktadır. Depresyon ve kaygıda kullanılan ilaçlardan bu kişilere verilebilmektedir. İlaç alımı psikiyatrist gözetiminde olmalıdır.

Narsistik kişiler tedavi edilebilir ancak bu uzun bir süreç olabilmektedir.

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞUNA SAHİP BİR BİREYE NASIL YAKLAŞILMALIDIR?

– Narsist biriyle tartışmaya girmeyin. Tartışmada haklı olduğunu savunursanız sinirler o yüzden susmak daha karlıdır.

– Dışarıdan iyi görünmeleri ve itibarları onlar için çok önemlidir. O yüzden duygu ve düşüncelerinizi direkt ifade etmeyip “İnsanlar böyle yaparsan ne düşünür?” diye sorarak cevapları kendisinin bulmasını ve karar vermesini sağlayın.

– Öfkenizi kontrol edip, sakin kalmaya çalışın ve suçlayıcı konuşmak yerine “Sen benim için çok önemlisin ve bana böyle davrandığında senin için önemsiz olduğumu düşünerek üzülüyorum” tarzı cümlelerle onun ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak kendinizi ifade edebilirsiniz.

– İçinize kapanıp sessiz kalmamalısınız. Tartışma sırasında içe kapanma ve geri çekilme de öfkeyle tepki vermek gibi narsist kişinin sizi anlamasından ziyade sinirlenmesine neden olur.

– Abartılı sözler verir siz bunlardan ziyade narsist bireyin davranışını ödüllendirin.

– Narsist bireyler amaçlarına ulaşmak için çok çalışırlar. Onunla ortak amaçlar yaratabilirsiniz.

– Karşınızdaki kişinin narsist olduğunu kabul edin ve kendinizi kandırmayın. Onu değiştiremezsiniz çünkü bu kişilerin değişmesi çok zordur. Duygularınızı, düşüncelerinizi, üzüntülerinizi, kırıldığınız noktaları açık ve dürüst şekilde anlattığınız halde sizi duymuyorsa muhtemelen hiçbir zaman duymayacaktır yani sorun sizin anlatamadığınızdan dolayı oluşmuş bir sorun değildir. Yine de yanında kalmak istiyorsanız düzeleceğini umut ederek tekrar hayal kırıklığına uğramayın. Bu arada kendinize karşı saygı ve güveninizi kaybetmemeye çalışın. Sorun sizin yetersiz olmanız değil.

İnternette narsistik kişilik bozukluğu testi bulunmaktadır ancak sadece bu testleri çözüp bir tanı konulamaz. Bu yüzden bir uzmanla görüşmeniz gerekmektedir.

NARSİST BİRİYLE İLİŞKİ YAŞAMAK NASIL OLUR?

Öncelikle çok fazla kişi narsist birini ilk gördüğü anda anlayacağını düşünür ancak bu durum böyle olmayabilir. Narsist biriyle ilişki yaşamak oldukça zordur. İlk başlarda narsist bireyler size gayet çekici gelebilir ancak ilerleyen zamanlarda bu kişiler sizi manipüle etmeye, duygusal olarak zarar vermeye ve yönlendirmeye başlarlar.

Narsist kişiler de aşık olurlar ancak bu sağlıklı bir aşk değildir, zarar verici bir aşktır. İlişki ilerledikçe benliğiniz, haklarınız, düşünceleriniz bastırılır ve onun istediği gibi birine dönüşmeye başlarsınız. Genellikle narsist biriyle ilişki yaşayan bireyi hassas ve aşırı empatik birisi olur. Ancak kendinizi suçlamamalısınız çünkü başta oldukça karizmatik, kibar, saygılı ve olgun birisi gibi görünebilirler. Narsist kişilik bozukluğu ile yaşamak ve kişiyi tanımak zordur.

Narsist bireyleri değiştirmek oldukça zordur ve siz ne kadar çabalarsanız çabalayın büyük ihtimal karşılığını alamayacaksınızdır. Öncelikli olarak kendinize değer verin ve özsaygınızı yitirmeyin. Narsist bireylerden ayrılmak zor olsa da size zarar veriyor, yıpratıyor ve ne yaparsanız yapın düzelmiyorsa elinizde ayrılıktan başka bir seçenek kalmamıştır.

Narsistik kişilik bozukluğu ve cinsellik ise diğer bir karmaşık konudur. Narsistik kişiler cinselliği haz paylaşımı, partneriyle bedenen birleşme ve keyif alma olarak algılamaz. Bu kişiler cinselliği kendini kanıtlamaya çalışırlar ve içlerindeki boşluğu cinsellikle kapatmaya çalışırlar. Ayrıca bu kişilere göre partnerleri onların ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır.

Narsistik kişilik bozukluğu ve evlilik ilk başta narsistler evlenebiliyorlar mı diye düşünüldüğünden kulağa garip gelebilir. Bu kişiler evliliklerinde çocuklarının mükemmel olmasını ister ve çocuğu bir hata yaptığında çok sinirlenir. Kendisini mükemmel olarak gördüğü için çocuğunun ve eşinin de ona göre mükemmel olması gerekmektedir.

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU İLE İLGİLİ FİLMLER

  • Otomatik Portakal
  • Amerikan Sapığı
  • İkinci Şans
  • House of Cards
  • Wall Street

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU İLE İLGİLİ KİTAPLAR

-İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon: Narsist Bir Partnerle Yüzleşmek

Yazar: Pascale Chapaux-Morelli, Pascal Couderc

– Narsistle Ateşkes

Yazar: Wendy T. Behary

-Narsisizme Yeni Bir Bakış

Yazar: Craig Malkin

-Tanıdığınız Narsist

Aşırı Narsistlerle Nasıl Başa Çıkabilirsiniz

Yazar: Joseph Burgo

İş Yaşamının Kabusu: Mobbing

Türkçe olarak ‘yıldırma’ anlamına gelen mobbing günümüz iş hayatında giderek artan bir sorun haline gelmektedir. Daha uzun bir tabirle iş yerindeki bir grup çalışanın bir kişi veya diğer bir grup üzerinde psikolojik taciz uygulamasıdır. Burada psikolojik tacizden kastedilen baskı, aşağılama, damgalama, dışlama, alay, rahatsız etme gibi düşmanca davranışlardır. Mobbing mağduru kişiler kendilerini iş ortamlarında güvenli ve huzurlu hissedemezler. Bu davranışlar meslektaşlar, üstler veya astlar tarafından gerçekleştirilebilir. Özellikle bir hiyerarşik yapının ve disiplin örüntülerinin zayıf olduğu topluluklarda görülür. Psikolojik tacizin mobbing olarak değerlendirilebilmesi için 3-6 ay süreyle tekrar etmesi gerekmektedir. Türkiye’de mobbing pek bilinen bir kavram değildir. Mobbingi iş kanununda da kavram olarak tanımlayan herhangi bir madde bulunmamaktadır fakat dolaylı yoldan mobbing olarak değerlendirilebilecek hükümler yer almaktadır.

Mobbing’e Maruz Kalıp Kalmadığınızı Nasıl Anlarsınız?

  • Hakkınızda asılsız söylentiler çıkartılıyorsa
  • İşten ayrılmanız isteniyor ve sizi yıldırmaya çalışıyorlarsa
  • Konuşurken kasten sözünüz kesiliyorsa
  • İş yerinde yok sayılıyorsanız
  • Sürekli küskünlükler yaşıyorsanız
  • Görmezden geliniyorsanız
  • Yaptığınız işler sabote edilmeye çalışılıyorsa
  • Sürekli suçlanıyor ve yersiz eleştiriliyorsanız
  • Küçümseniyorsanız
  • Cinsel tacize maruz kalıyorsanız
  • Tehdite maruz kalıyorsanız
  • Fiziksel sağlığınıza bir saldırı yapılıyorsa
  • Kaba ve argo sözlerle rencide ediliyorsanız
  • İş motivasyonunuz düşürülmeye çalışılıyorsa
  • Size yapmanız gerekenin dışında işler yükleniyorsa
  • Genel olarak görevlerinizi yerine getirmenizi zorlaştırıyorlarsa
  • Tüm bunlar sürekli ve sistemli bir şekilde yapılıyorsa

İş yerinizde mobbing etkisi altında kalıyor olmanız muhtemeldir. İşyerinde mobbing örnekleri genelde işten ayrılmaya zorlama veya terfi almasını engelleme amacı etrafında toplanır. Kamuda da mobbing örnekleri esas olarak aynı amaçlar ve aynı yollar etrafında toplanmaktadır. Sağlıkta mobbing örnekleri incelendiğinde sağlık sektöründe de mobbing uygulanmakta fakat kadın sağlık çalışanlarının daha fazla mobbinge maruz kaldıkları bulunmuştur.

Mobbing uygulanan bir diğer ortam da askeriyedir. Askeriye’de mobbing örneklerine bakıldığında diğer çalışma ortamlarından daha sert ve daha açık bir mobbing uygulandığını görmekteyiz. Bunun nedeni de askeriyede hiyerarşik yapının oldukça fazla ve baskın olması olabilir. Bunların yanında en çok sorulan sorulardan birisi de ‘Mobbing Nasıl İspatlanır?’ sorusudur. Mobbinge maruz kaldığınızı ispatlamak için kamera kayıtlarını, ilaç kullanıyor veya kullandıysanız faturaları, e-mailleri, göreviniz olmadığı halde verilen işler ile ilgili belge ve dokümanları delil olarak sunabilirsiniz. En önemlisi psikiyatrik bir tedavi gördüyseniz psikiyatrdan mobbing raporu yani mobbinge maruz kalıp psikiyatrik tedavi gördüğünüze dair bir belge almanız mahkemede çok işinize yarayacaktır.

baski goren calisan

Neden Mobbing’e Maruz Kalıyorsunuz?

İş yerindeki mobbing sorununun belli başlı sebepleri vardır. Bunlar iş yerlerine uygun olmayan personellerin alınması, kısa süreli çalışanların alınması, terfi için verilen yarışlar, yöneticiyi etkileyebilmek için personellerin kendini ön plana çıkarma isteği ve bunu yaparken de meslektaşlarını düşürmek istemeleri veya keyfi olabilir. Kurumdaki disiplinsizlikler, eğitim eksiklikleri, arışı rekabet ortamının var olması, personellere baskı yapılması, kurumdaki insanlar arasında iletişim yetersizliği, iş yerinin aşırı stresli olması, kötü yönetim de mobbingin sebepleri olabilir.

Mobbing uygulayan kişilerin de belirli kişilik özellikleri barındırdığını söyleyebiliriz. Bu kişiler genellikle aşırı denetleyici, korkak, kötü niyetli, düşmanlıktan hoşlanan, antipatik, kendini beğenmiş, aşırı kontrolcü veya uyumsuz tiplerdir.

Mobbinge maruz kalan kişiler hakkında kesin bir şey söylemek zordur. Her insan mobbinge maruz kalabilir. Fakat mobbing uygulayan kişiler çoğunlukla iş yerinde kendilerine rakip gördükleri ve kıskandıkları insanlara bunu uygularlar diyebiliriz.

Mobbing Türleri Nelerdir?

Mobbing, kimin kime uyguladığına göre üç farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Mobbing çeşitleri;

Yatay Mobbing: Bu tür mobbing, aynı statüde bulunan çalışanların birbirlerine karşı uyguladığı mobbingtir.  Genellikle rekabet, kişisel hoşnutsuzluklar, çekememezlik gibi nedenlerden kaynaklanır. Mobbing uygulayan kişi ve maruz kalan kişi benzer görevlerde benzer olanaklara sahiptir.

Dikey Mobbing: Bu tür mobbing çalışanların yöneticiye çeşitli nedenlerle baskı uygulamasıdır. Yani astın üste uyguladığı mobbing dikey mobbing olarak adlandırılır.

Düşey Mobbing: Bu tür mobbing ise üstlerin astlara uyguladığı mobbing olarak adlandırılır.

Mobbing’in Üzerimizde Nasıl Bir Etkisi Oluyor?

Burada mobbingin sıklığı ve süresi mağduru en fazla etkileyen durumlardan biridir. Psikolojik şiddet ve sıklığı arttıkça mağdur üzerindeki olumsuz etkisi de artar. Mobbing, uygulanan kişinin psikolojik, fizyolojik ve sosyal düzenini olumsuz etkiler. Biraz daha açacak olursak sık sık ağlama, konsantrasyon bozukluğu, özgüvenin azalması, kendini dışlanmış hissetme, sosyal uyumsuzluk, depresyon, anksiyete, tansiyon yükselmesi, uyku bozuklukları, yeme problemleri, sigara-alkol kullanımında artış, işe gitmek istememe veya isteksiz gitme, yalnızlık hissi, güven problemi, sık sık tedirginlik hali, hatta mobbinge maruz kalma çok uzun süreliyse panik atak, intihara veya cinayete yatkınlık, şiddetli depresyon belirtileri bile görülebilmektedir.

Mobbinge maruz kalan çalışanın iş performansı da bundan olumsuz etkilenmektedir. Çalışanın verimliliği düşmekte, motivasyonu azalmakta, işle ilgili hatalar yapma olasılığı artmaktadır. Ayrıca mobbinge uğrayan kişinin çalıştığı kuruma da güveni ve bağlılığı azalmaktadır. Çalışma ortamı gergin ve stresli bir rekabet ortamına dönüşebilmektedir. Kurumların hizmet kalitesinin düşmemesi açısından mobbing ile ilgili gelen şikâyetlerin üzerine düşülmeli, üstü örtülmemelidir.

Mobbing’e Karşı Ne Yapılmalı?

Öncelikle iş yerinde maruz kaldığınız mobbingin farkına varmalı ve mobbing uygulamanın bir suç olduğunu bilmelisiniz. Size mobbing uygulayan kişi sizin statünüzdeki bir çalışansa iş yerinizdeki ilgili mercilere bunu dile getirebilirsiniz. Fakat iş yeriniz de bunu önemsemiyor veya mobbingi üstleriniz uyguluyorsa hukuki yollara başvurabilir, hakkınız olanı savunabilirsiniz. Adli süreçle ilgili daha fazla bilgi almak için örnek bir mobbing davası inceleyebilirsiniz.

Mobbingi şikayet etmek için ÇSGB, TBMM, Anayasa Mahkemesi, BİMER, ALO 170, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kamu Denetçiliği Kurumu veya Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na başvurabilirsiniz. Bunun dışında isterseniz yeni bir iş arayabilirsiniz. Maruz kaldığınız mobbingin psikolojik etkileriyle başa çıkamıyorsanız psikolojik destek alabilirsiniz. Önemli olan kendinizi yalıtmamanız, özgüveninizi düşürmemeye çalışmanızdır. Önünüzdeki tek seçeneğin böyle bir hayata devam etmek olmadığını unutmayın. Başa çıkamadığınız psikolojik etkilerinden kurtulmak için de bir ruh sağlığı uzmanından yardım almanızı öneriyoruz.

Çarşamba, 30 Eylül 2020 10:27

Kumar Bağımlılığından Nasıl Kurtulurum?

Kumar bağımlılığı nedir? Kumar bağımlılığından nasıl kurtulurum? Ne gibi bir yol çizmeliyim diyorsanız bu yazımız tam size göre;

Bireyin günlük hayatının işleyişini, ailevi ilişkilerini, psikolojisini tehdit edecek derecede geliştirdiği kontrol edilemeyen kumar oynama alışkanlığına kumar bağımlılığı denir. 

Kumar, maddi veya manevi olarak ortaya herhangi bir şeyin  konulduğu, kazananın ve kaybedenlerin bulunduğu oyunları kapsamaktadır. Kumarın kaybedeni için ailevi, sosyolojik, psikolojik, maddi çeşitli ve mutlak sonuçları bulunmaktadır. Kazananı için ise kısa süreli bir haz yaşama durumu olabilmekle beraber, bu hazzın uzun vadeli bir garantisi bulunmamaktadır.

Haz duygusunu yaşayan kişi daha da hırslanarak kumara devam edebilmektedir. Bu durumun bir farklısı, yani kaybedenler için de hırs duygusu oluşabilmektedir. Bu duygu da  kazanma hırsı olarak ortaya çıkabilmektedir. Tüm bunları dikkate aldığımızda, kumar bağımlılığına sahip kişiler ve yakınları için mutlak maddi ve manevi kayıplar bulunmaktadır.

Kumar bağımlılığında istemsiz bir “kontrol kaybı” söz konusudur. Oluşabilecek büyük veya küçük çapta kötü sonuçlara rağmen devam eden bir bağımlılıktır. Kumar bağımlılığı bulunan kişilerin bir kısmı durumun kötülüğünün ve olabilecek sonuçların farkında iken, bir kısmı durumun ciddiyetinin farkında veya bilincinde değildir. 

zar

KUMAR OYNAMANIN ZARARLARI NELERDİR?

  • Ailevi, sosyolojik, psikolojik, maddi ve manevi zararları bulunmaktadır. 
  • Çeşitli psikolojik rahatsızlıklara sebep olmakla beraber, aile içi veya kişiler arası ilişkilerde bozulmalar görülmektedir. 
  • Maddi kayıplar bireyin iş ve aile hayatında, kendi ruh sağlığında çeşitli sorunlara sebep olmaktadır. 
  • Sosyolojik olarak bakıldığında, toplumca dayatılan bir “damga” söz konusu olduğu için, bu da hem kumar bağımlılığına sahip bireyler hem de yakın çevreleri için bir tehdit oluşturmaktadır. 
  • Bireyin farkında olarak veya olmayarak sahip olduğu kişilik özellikleri üzerinde değişikliklere sebep olabilmektedir. Bu kişinin kendisi, çevresi ve de toplum için tehdit oluşturabilmektedir. 
  • Diğer bağımlılıklara da yönlenme eğilimi oluşturmaktadır.

KUMAR BAĞIMLILIĞI BELİRTİLERİ NELERDİR?

1 yıllık gözlem süresi içerisinde tanı kriterlerinden en az dördünün bulunmasıyla tespit edilebilir. Tanı kriterleri:

  • Kumar oynarken yaşanan haz ile beraber daha çok maddiyat harcayarak devam etme ihtiyacının duyulması.
  • Kumar oynama alışkanlığında azalma yerine, gittikçe artan bir eğilim gösterme.
  • Kumar alışkanlığını terk etmeye yönelik davranışlar sırasında gerginlik, rahatsızlık, huzursuzluk hissetme. Bu çabaların tekrarı fakat sonuç alınamaması.
  • Sürekli kumar oynamaya dair düşüncelere sahip olma.
  • Hissedilen herhangi bir huzursuzlukta kumar oynama isteği.
  • Kumarı kaybettiğinde kazanma hırsıyla yinelenen kumar oynama eğilimi. 
  • Kumar oynama isteği, ihtiyacı üzerine yalan söyleme alışkanlığı edinme.
  • Kişiler arası ilişkilerini, işini, eğitimini kısacası sahip olunan herhangi bir şeyi riske atma veya kaybetme durumu.
  • Başkalarından maddi olarak beklentiye girme, onlara bağımlı olma.

KUMAR OYNAMAK BİR HASTALIK MIDIR?

Kumar bağımlılığı bir hastalık mıdır? evet bir hastalıktır. Patolojik kumar oynama dürtü denetim bozuklukları içerisinde yer almaktadır. Tedavisi mümkündür fakat hastalığın tekrarlama durumu olabilmektedir.

KUMAR BAĞIMLILIĞI İÇİN HANGİ DOKTORA GİDİLİR?

Kumar bağımlılığı için Psikiyatrist, psikolog, psikolojik danışman, Amatem ve Yeşilay gibi bağımlılıkla mücadele eden kişi, kurum, kuruluşlar tercih edilebilir.

KUMAR BAĞIMLILIĞINDAN NASIL KURTULURUM?

Eğer sizde kumar bağımlılığından nasıl kurtulurum diyorsanız aşağıdaki  maddeleri uygulama fayda sağlayacaktır.

  • Uzman kişiler tarafından bağımlılık tedavisi alınmalıdır.
  • Kumar düşüncesini oluşturabilecek ortamlardan uzak durulmalıdır.
  • Kumara dair olumsuz alışkanlıkların yeri olumlu alışkanlıklarla doldurulmalıdır.
  • Sanat, spor gibi faydalı aktivitelere başvurulmalıdır.
  • İhtiyacı karşılayacak kadar para bulundurulmalı, gereksiz kredi kartı kullanımı durdurulmalıdır.
  • Aile ve sevdiklerinizle daha çok vakit geçirerek manevi yönden doyum sağlanmalıdır.

KUMAR BAĞIMLILIĞI TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Kumar bağımlılığı tedavisinde ilaç, ilaç-psikoterapi beraber, sadece psikoterapi uygulaması görülebilmektedir. En etkili tedavi ilaç ve psikoterapinin beraber yürütülmesidir. 

Psikoterapide daha çok BDT(Bilişsel Davranışçı Terapi), ve emdr terapisi tercih edilmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi’de kumar bağımlılığı bulunan bireyin düşünceleri ve inançları odak noktasıdır, bunların değiştirilmesi amaçtır ve bireye amaçları doğrultusunda çeşitli beceriler kazandırılır.

KUMAR BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİNDE  KULLANILAN İLAÇLAR?

  1. A) Antidepresanlar – SSGİ (Fluvoksamin,  Sertralin, Paroksetin)

a.a Diğer antidepresanlar – Norepinefrin

a.b Opioid antagonistleri – Naltrekson

  1. B) Duygudurum Düzenleyicileri 
  2. C) Antipsikotikler

iskanbil kagitlari

KUMAR BAĞIMLILIĞI GENETİK Mİ?

Yapılan akademik araştırmalar kumar bağımlılığına sahip bireylerin ailelerinde de kumar bağımlılığının bulunma oranının fazla olduğu yönünde. Fakat olasılıklar her kumar bağımlılığının genetik faktörler nedeniyle oluştuğunu göstermez. Kumar bağımlılığının altında yatan sebeplere ulaşmak için gerekli psikolojik araştırmaların yapılması önem arz etmektedir.

KUMAR BAĞIMLILIĞI NASIL BAŞLAR?

  • Kumar bağımlılığının bilişsel, sosyolojik, nörolojik, genetik olmak üzere çeşitli nedenleri bulunmaktadır. 
  • Ailenin kültürel özellikleri, ikamet edilen bölge, düşük sosyoekonomik düzey, çocukluk travmaları da kumar bağımlılığının oluşmasında etkili olmaktadır.
  • Kumar kişiler için eğlenceli, heyecanlı bir aktivite olarak görülebilmektedir.
  • Gelişen teknolojiyle beraber kumar oynama alışkanlığının ilgi çekici, ulaşılabilir hale gelmesi etkili olabilir.
  • Yakın çevreden, aileden herhangi birinin kumar bağımlılığına sahip olması olasılığı arttırmaktadır.
  • Para kazanma isteği, kaybetme durumunda ise kazanma hırsının bulunması oluşumunun sebeplerinden biridir.

KUMAR BAĞIMLILIĞINDAN TAMAMEN KURTULMAK MÜMKÜN MÜ?

Etkili bir psikoterapi ve ilaçla tedavinin beraber yürütülmesi kumar bağımlılığından tamamen kurtulmak mümkün mü sorusunun cevabıdır.  Fakat tetikleyici ortamlardan, kişilerden, durumlardan uzak durmamak bağımlılığın tekrar ortaya çıkmasına sebep olabilir.

EŞİM KUMAR OYNUYOR NE YAPABİLİRİM, NASIL KURTARABİLİRİM?

  • Eşim kumar oynuyor ne yapabilirim? kadınların en çok sorduğu sorudur. Kumar bağımlılığı tedavisi var. Kumar bağımlılığından kurtulmanın en etkili yolu ilaç ve psikoterapinin beraber yürütülmesidir.
  • . Bu konuda gerekli araştırmaları yaparak eşinize yardımcı olabilirsiniz. Sizin de psikolojik destek almanız sürece olumlu katkı sağlayacaktır.
  • Eşinize para konusunda sınır koyabilirsiniz. Ayrıca evin giderleri üzerinde daha fazla sorumluluk alarak önleyici bir davranış sergileyebilirsiniz.
  • Kumar konusunda herhangi bir para isteme durumuna karşı daha kararlı, güçlü, hazır durabilmelisiniz. Bu konuda önceden, vereceğiniz tepki üzerine düşünmeniz bu tehdidi önleme konusunda fayda sağlayacaktır.
  • Eşinizin bağımlılıktan kurtulması için, sizin sergileyeceğiniz destekleyici tavır büyük önem arz etmektedir. İyi aile ilişkilerinin önleyici gücü yadsınmamalıdır. 
  • kumar bağımlılığı tedavi programı ülkemizde özel psikoloji ve psikiyatri merkezlerinde ve AMATEM gibi devlete bağlı merkezlerde yürütülmektedir. Ege Pozitif Psikoloji merkezinde de bu terapi ve kumar bağımlılığı terapi programı uygulanmaktadır.
Çarşamba, 30 Eylül 2020 10:11

Şizoaffektif Bozukluk Düzelir Mi?

Şizoaffektif nedir, birden fazla ruh sağlığı sorununun karışımından meydana gelen bir bozukluğa verilen addır. Şizofreni ve duygudurum bozukluğunun bir arada görülmesi olarak da tanımlanabilir. Şizoaffektif bozukluk, diğer psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi hemen tanımlanabilen bir sorun değildir. Bunun sebebi birçok psikolojik rahatsızlığın karışımı niteliğinde seyretmesidir. Bu bozuklukta şizofrenide olduğu gibi gerçekle bağın kopması, halüsinasyon gibi durumlar gözlemlenebilir. Aynı zamanda duygudurum bozukluklarında olduğu gibi uçlarda bir ruh hali, konsantrasyon eksikliği ve gün içinde yapılacak işleri yerine getirme konusunda yetersizlik gibi durumlar da görülebilir. Şizoaffektif bozukluk şizofreni ve duygudurum bozukluğu ile yakın bir bağ içindedir.

Şizoaffektif bozukluk yaşayan bireylerde ergenlik döneminde ani semptomlarla bu bozukluk kendini gösterebilir. Bu sorun kendini göstermeden önce stres faktörü söz konusu olmaktadır. Genellikle de bu kişilerin ailelerinde de duygudurum bozukluğu yaşayan bireyler vardır. Şizoaffektif bozukluk şizofreniye nazaran toplumda görülme olasılığı daha azdır, yaklaşık yüzde 0,5 civarındadır. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre daha fazladır. Şizoaffektif bozukluk şizofreni ile karışabilir. Şizoaffektif bozukluk ile şizofreni arasındaki fark, şizoaffektif bozukluk şizofreni belirtileri içermesine rağmen ek olarak majör depresyon ve bipolar bozukluğu da içerisinde barındırır.

Şizoaffektif Bozukluk Belirtileri

  • Depresif ve manik bir ruh hali
  • Kendini dış dünyadan izole etmeye çalışmak
  • Düşüncede karmaşıklık
  • yetiHalüsinasyon
  • Paranoid düşünce yapısı
  • Var olmayan sesleri duyma
  • Dikkatte azalma, konsantre olamama
  • İştahın düzensiz olması
  • Değersizlik inancı ve umutsuzluk
  • İntihar ve ölüm düşünceleri
  • Düşünce uçuşmaları
  • Alışılmışın dışında davranışlar
  • Kendine zarar verme pahasına riskli davranışlar sergileme
  • Uykusuzluk sorunları
  • Konuşmanın artması veya hızlanması gibi birçok durum şizoaffektif bozukluk belirtileri arasındadır. Çevrenizde şizoaffektif bozukluk belirtileri gösteren biri varsa bir psikolog veya psikiyatr ile görüşmesi için yönlendirebilirsiniz.

Şizoaffektif Bozukluk Tanı Kriterleri

Danışan aşağıda yazılı 6 kriterden birini dahi karşıladığı takdirde şizoaffektif bozukluk tanısı alır;

  1. Şizofreni semptomları sergileyen duygudurum bozukluğu durumları
  2. Duygudurum semptomları sergileyen şizofreni durumu
  3. Şizofreni ve duygudurum bozukluğunun aynı anda görülmesi
  4. Duygudurum bozukluğu ve şizofreni ile bağlantısız bir diğer psikozun görülmesi
  5. Duygudurum bozukluğu ve şizofreni arasında yer alanlar
  6. Yukarıda verilen 5 kriterin kombinasyonunun görüldüğü durumlar

Şizoaffektif Bozukluk DSM-5 Tanı Kriterleri

Şizoaffektif Bozukluk DSM-5 ‘te yer alan bir psikolojik rahatsızlıktır. Orada yer alan tanı kriterleri de tanı koyabilmede etkilidir.

  1. Sürekli bir rahatsızlık döneminde şizofreni ile aynı anda majör depresif veya manik bir sürecin de olması.
  2. Aynı rahatsızlık döneminde, güçlü duygusal belirtiler olmadan, en az 2 hafta süren kuruntulu fikirler ya da halüsinasyonların görülmesi.
  3. Duygudurum değişimi ile uyumlu belirtilerin klinik sorunun aktif ve artan aşamalarında, zamanın çoğunluğunda devam etmesi.

Şizoaffektif bozukluk DSM-5 ‘te yer aldığı gibi ICD’ de de yer almaktadır. Gidilecek uzman her iki sınıflama sistemine de bakabilir. Uzman incelemeleri yaptıktan sonra DSM-5 ‘te olduğu gibi şizoaffektif bozukluk icd kodu ile de bir nevi şizoaffektif bozukluk testi yaparak hastalığın tanısını koyabilmektedir.

 

Şizoaffektif Bozukluk Neden Olur?

Şizoaffektif Bozukluk da şizofreni gibi genetik nedenlerle oluşur. Ailesinde ruh sağlığı sorunları yaşamış kişiler olanlar risk grubunda yer alır. Şizoaffektif bozukluğa sahip kişilerin de ailelerinde şizofreni veya duygudurum bozukluğu yaşamış kişiler bulunmaktadır. Şizoaffektif bozukluk neden oluşur pek bilinmez ama beyinde yer alan serotonin ve dopamin gibi hormonların dengesizliğinin sebep olduğu düşünülmektedir.

Şizoaffektif Bozukluğu Olanlar Evlenebilir mi?

Şizoaffektif bozukluk olan kişiler, şizofreni de barındırdıkları için evlenmeleri yasal olarak pek mümkün değildir. Ancak iki tarafın da onayı olursa evlenmesine kanunen izin verilebilir. Şizoaffektif bozukluğu olan biri evlenmeden önce doktoru ile görüşmeli ve fikir almalıdır.

Şizoaffektif Bozukluk Tedavisi

Şizoaffektif bozukluk tamamen iyileşir mi, şizoaffektif bozukluk düzelir mi gibi sorular sorabilirsiniz. Şizoaffektif bozukluk tedavi edilebilir fakat tamamen yok edilemez, kişinin hayatında daima var olacaktır. Bu kişiler tedavi ile şizoaffektif bozukluk belirtilerini kontrol edebilir ve normal, sağlıklı bir hayat sürebilir.

Şizoaffektif bozukluk nasıl tedavi edilir sorusuna verilebilecek en iyi yanıt, şizoaffektif bozukluk için en uygun tedavi yöntemi ilaç ve psikoterapinin beraber kullanılmasıdır. Bu kişilere bireysel terapi uygulanmalıdır. Aile veya grup terapisi ile de kişinin psikososyal olarak gelişmesi tedavinin etkisini artırabilmektedir. Şizoaffektif bozukluk tedavisi ne kadar sürer derseniz net bir süre söylenemez ama uzun süren bir tedavisi olduğu bilinmektedir.

Şizoaffektif Bozukluk Tedavisi

Şizoaffektif Bozukluğunda Kullanılan İlaçlar

Şizoaffektif bozukluk ilaçları; antidepresan, duygudurum dengeleyici ilaçlar ve antipsikotikler olmak üzere 3 bölümden oluşur.

  • Antidepresan: Altta yatan sorun depresyonsa antidepresanlar ile üzüntü, uyuma ve konsantrasyon sorunları tedavi edilebilir. Çoğunlukla fluoksetin, escitalopram ve sitalopram adlı ilaçlar kullanılır.
  • Duygudurum dengeleyici ilaçlar: Şizoaffektif bozukluk bipolar türde olursa bu ilaçlar, manik depresyonu dengeler. Lityum ve divalproex yaygın olarak kullanılır. Karbamazepin ve valproat gibi ilaçlar da duygudurumu dengelemek için kullanılabilir.
  • Antipsikotikler: Nöroleptik olarak da bilinen bu ilaçlar paranoya, sanrı ve halüsinasyonları tedavi etmek için kullanılır. Klozapin, paliperidona, risperidon ve olanzapin kullanılabilir.
Page 1 of 3